İTALYA’NIN KÖYLERİYLE TANIŞIN: TOSKANA

”Yemyeşil bir vadinin ortasında uzanan yollar, üzüm bağları, dimdik duran servi ağaçları ve onlara veda ederken gökyüzüne pastel renkli, muhteşem bir tablo çizen Güneş… Bu sahneyi ya İtalya’nın Toskana köylerinde çekilmiş filmlerde görebilirsiniz, ya da Toskana’yı bizzat kendiniz ziyaret ettiğinizde…”

Ben Floransa‘ya gitmişken; Toskana köylerine de günübirlik gezi yapmak istemiştim; bugüne kadar beyazperdeden, cam ekrandan büyülenerek izlediğim yerleri kendi gözlerimle görebilmek için… Gezimiz toplam 3 gün olduğu için Toskana’ya yalnızca 1 günümüzü ayırabildik. İşe yarayacağını bilsem; kolumdaki saatin akreple yelkovanına yalvarır, kaplumbağa hızında hareket etmelerini isterdim onlardan. Benim beklediğimden, umduğumdan çok daha fazlasını verdi bana Toskana; benim ona ayırdığım zamanın da kat be katını hak ediyordu aslında. O yüzden ben size Toskana’yı hızlı ve günübirlik bir rotayla tanıtacağım, siz bunu bir İtalyan filminin fragmanı gibi kabul edin; ve bir gün mutlaka gidip kendi filminizi kendiniz çekin.

Toskana Neresi?

Toskana Bölgesi, Orta İtalya’da, yaklaşık 23 bin kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. Yaklaşık 4 milyon kişinin yaşadığı bölge 10 eyaletten oluşuyor; bunlardan biri de bölgenin başkenti olan Floransa. Biz Floransa (Firenze)’dan yola çıkıp; Siena eyaletine doğru yol aldık. Hatta ilk rotamız olan Trasimeno Gölü’nde Toskana sınırlarının azcık dışına çıkıp, Umbria Bölgesi ile ucundan kıyısından tanıştık. Ziyaret ettiğimiz 2 eyaletin güzelliği de (Floransa-Siena) ; etmediğimiz 8 eyalete duyduğum merak da; Toskana’ya bir daha ve daha uzun gelme sebebi benim için…

 

Toskana’ya Nasıl Gidilir?

Toskana Bölgesi’ne trenle ve otobüsle gitmek mümkün; ben kendim bu yöntemleri deneyimlemediğim için uzun uzun yazamıyorum ama bu link size yardımcı olabilir. Ben kendi tercih ettiğimiz  ve bence köyler arası rotaya ve ayıracağınız zamana karar verme açısından en mantıklı yol olan araç kiralama yöntemini anlatacağım. Bir uyarıyla başlamalıyım; araç kiralamak ve gittiğiniz köylerde aracı park etmekle ilgili bazı sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Bunun nedeni hem Floransa’nın hem de Toskana köylerinin pek çoğunun koruma altına alınması ve bu nedenle araç girişinin limitli olması. Floransa yazımın ”Araç Kiralamak Büyük Sorun” başlığı altında yazdığım tüm uyarılar, Toskana köyleri için de geçerli; bu yazıda yazdığım uyarılara ek olarak; yollardaki ödeme noktalarından bahsedeceğim.

Toskana’da bir paralı bir de ücretsiz yol var. Paralı yollar asfalt ve geniş. Ücretsiz yollar köylerin kasabaların arasından geçiyor, diğer köylerdeki yaşamları da gözlemlemeniz açısından iyi ama daha virajlı ve toprak, ara sıra sarsabilir. Paralı yolu tercih edecekseniz sistem bizdeki gibi:  giriş noktasından biletinizi alıyorsunuz, paralı yoldan ayrıldığınız gişede de o biletle, mesafenize göre ücretinizi ödüyorsunuz. Bu makinelerde nakit geçiyor, kredi kartınıza güvenmeyin.

Araç kiralayanlara bir önemli not da ne kadar benzin harcadığımızla ilgili: Biz Smart ile 610 km yol yaptık, 30 Euroluk dizel benzin harcadık. Akşam 18.00 den sonra benzin istasyonlarında çalışan yok, benzininizi kendiniz alıyorsunuz, oralarda da sadece nakit geçiyor bilginize.

Biz rotamıza Floransa’dan en uzak noktayla başlayıp; yavaş yavaş yakınlaşarak akşam geç saatlerde Floransa’ya geri döndük. Az sonra bahsedeceğim 4 köyün arasında ”yarım saat, 45 dakika.. vs sürdü” diye yazacağım tüm yolculuklar zeytin ağaçlarının kıyısından, şarap bağlarının arasından ve hep yeşilin içinden… O yüzden Toskana’da ulaştığınız köyler kasabalar kadar, buralara ulaşmak için kat edeceğiniz yolların da unutulmayacak birer deneyim olduğunu aklınızın bir köşesinde bulundurmanızı isterim.

Yol üstünde beğendiğiniz ve parka uygun bir köşede mola verip, müziğin sesini açıp uzun uzun üzüm bağı manzaralarını izlemek, yolda ilerlerken pencerenizi açıp tarlalardan gelen rüzgarı ve yeşilin kokusunu içinize çekmek, hatta gördüğünüz manzaralar karşısında sevinç çığlıklarınızı yine o pencerelerden doğaya salıvermek… İşte tüm bunları rahatça yapabilmeniz için en güzeli Toskana’ya araçla ve mümkünse bahar ya da yaz aylarında gitmek.

Lake Trasimeno- Trasimeno Gölü 

Rotamızın son eklenen ama ilk ziyaret edilen yeri burası. Aslında Toskana sınırlarından çıkıp Umbria Bölgesi sınırlarına girmesine rağmen, yolculuğa buradan başlamaya karar vermiştik. Bizi bu karara götüren gölün fotoğrafları oldu; gölün bulunduğu kasabanın ara sokaklarına dalınca da kararımızın doğruluğunu bir kez daha anladık. Önceden çizilmiş, rutin Toskana rotalarının dışına çıkmak isteyen varsa; dümeni buraya kırsın derim.

Göle Floransa’dan yaklaşık 2 saatte ulaşılıyor. İlk dikkat etmeniz gereken yine park yerleri. Kasaba koruma altında olduğundan her yere park etmek yasak; merkezdeki mavi çizgilerle çevrilmiş alanlara park edip ilerleyeceksiniz. Çizgilerin sınırları içine park etmeye ve ücretini ödediğiniz saat limitini aşmamaya dikkat edin. 

 

 

Gölle birlikte; zeytin ve meşe ağaçları karşılayacak sizi. Ya bir bisiklet kiralayıp kendinizi pedallara emanet edersiniz; ya da  gölün üzerindeki tahta iskeleye oturup kendinizi göl manzarasına, yansımalara ve gölden kuvvet alan rüzgara bırakırsınız… seçim sizin!

Gölün ve zeytin ağaçlarının karşısında yan yana 2 hediyelik eşya mağazası var; daha çok seramik-tabak-çanak dolu. Ben 10 -40 Euro arasındaki fiyatları görünce alışveriş yapmamıştım ama diğer kasabalarda da fiyatların farklı olmadığını görünce biraz pişman olmuştum. En güzeli ikisini de gezip kendiniz karar vermeniz.

Ara sokaklara girince bugünden, bu yıldan, 2018’den kopup Ortaçağ’a ışınlanacaksınız. İtalyan kültürünün her daim, her dönem vazgeçilmezi olan tahta pencereli evler, çiçekli balkonlar da size eşlik ediyor olacak.

Montepulciano:

Evlerini resmedecek olsam, boya paletinde fırçamı ilk sarıya dokundururum… Sonra yavruağzı, biraz da turuncu… Manzarasını çiz deseler önce yeşile, sonra bir daha yeşile, sonra bir daha… yemyeşile, yeşilin her türüne….

Trasimeno Gölü’nden yaklaşık 35 dakikada ulaştığımız Montepulciano Köyü Siena’nın da, turistlerin de, yerlilerinin de gözbebeği. Bir tepenin üzerine sinmiş, 15 bin nüfuslu bir köy aslında. Ama şanı kendi ülkesini de kıtasını da aşmış. 16. yüzyıldan kalma Rönesans dönemi binaları başlatmış bu şanı. Vino Nobile diye adlandırdıkları kırmızı şarabı ve spagettinin kardeşi pici makarnası da yardım etmiş Montepulciano Köyü’nün adının daha da çok duyulmasına.

Ortaçağ’dan kalma Contucci Sarayı, Saat Kulesi ve meydanları; Montepulciano ziyaretçilerinin ilk görmesi gereken yerlerden. Bağevleri ve şarap mahzenler ise ihmal edilmemesi gerekenlerden. Bağevleri baharda ve yaz aylarında açık oluyor; şarap tadımı yaptıktan sonra beğendiğinizden bir kadeh alıp bahçede oturmak ve üzüm bağları manzarasını hafızanıza kazımak bu mevsimlere özgü. Montepulciano’ya yolunuz soğuk havalarda düştüyse kahve için Caffe Poliziano ve yemek için Osteria Porto di Bacco ‘ya uğrayabilirsiniz.

Pienza:

Sabırsızım… Gitmeden önce hakkında çokça yazıya bakmış, Toskana’nın en güzel köylerinden birinin burası olduğunu okumuştum…

Kararsızım… Ara sokakların hepsi öyle güzel görünüyor ki; hangisine gireceğimi seçmem zaman alıyor…

Telaşlıyım… Çünkü tam günbatımı zamanı… En güzel sokağı seçip, içinden yürümeli, manzaranın en güzeline ulaşmalıyım…

Bihaber(miş)im… Pienza’nın; Toskana’nın en güzel tepelerinden birine kurulmuş olduğundan… ve zaten tüm sokakların beni aynı güzellikte manzaraya çıkaracağından…

Şaşkın ve çok mutluyum… Kemerli taş kapının altından geçtiğim zaman gördüğüm günbatımı renklerinden, renkler arasındaki nöbet değişiminden, sarının turuncuya, pembeye, mora dönmesinden… yeşilin hepsini kucaklamasından… ve hep filmlerde izlediğim manzaranın birebir aynısının gözlerimin önünde uzayıp gitmesinden….

İtalyan filmlerinde görürdüm bu manzarayı hep… Şarap içen başrol oyuncularının kahkahaları ya da hızına yetişemediğim İtalyanca repliklerinin hemen ardından; sahne geçişlerinde ekrana gelirdi genelde… büyülenirdim… Kendi gözlerimle gördüğümde daha da büyülendim…

Montepulciano’dan 20 dakikada ulaştığımız Pienza köyü benim için, benim Toskana’mın başrolü. Elbette bunda tam da günbatımı zamanında bu köye gitmiş olmamızın etkisi vardır; ama zamandan da bağımsız; öyle güzel bir atmosferi, sokakları ve manzarası var ki; başrolü başkasına kaptırması imkansız.

Ben gitmeden önce bir Aşk Sokağı olduğunu okumuştum bu köyde (Villa D’ell Amor) ; burayı bulmaya odaklanmıştım önce. Ama bu köyün her sokağı o kadar güzel ki; ismi sebebiyle hiçbirini diğerinden ayırt etmem, edemem. İyisi mi siz, bu köye çokça zaman ayırın ve ara sokakların hepsine girin. İki kişinin yan yana yürümesi zor daracık sokaklarının sınırlarını zorlayıp, sevgilinizin elini hiç bırakmadan gezin…

Şarap ağacının önünde bir fotoğraf çektirin, bir kahve ya da şarap molası için Piccolomini Cafe‘ye uğrayın, tiramisularının tadına bakın…

Bir de biz oradayken yüksek sesle, neşeli neşeli sohbet eden, sonra da hep beraber yavaş yavaş evlerine doğru yol alan bastonlu İtalyan amca ve teyzeleri görürseniz benden de bir selam söyleyin…

Chianti:

İşte Toskana rotasının en ünlü köylerinden biri. Kendi ülkemizde ya da başka pek çok coğrafyadaki marketlerde elimizi attığımız 3 kırmızı şaraptan 1’inin ait olduğu köy; Chianti.

Biz Pienza Köyü’nde günü batırdıktan sonra yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculukla ulaştık Chianti’ye. Gündüz gözüyle gezemediğim için size kasabayı anlatamayacağım; burada sizi bir restoranla tanıştıracağım.

Dario Cecchini‘nin yeri burası. Florence Steak yemek isteyenlerin yeri, tam bir kırmızı et cenneti. Biz cumartesi akşamı gittiğimiz için rezervasyonsuz girmek mümkün değildi, rezervasyon da menüler üzerinden yapılıyor sabit fiyat 50 Euro. Bir et menüsü var, bir de vejetaryen menüsü. Vejetaryenseniz burası sizin için uygun bir yer değil, ödediğiniz ücretin karşılığını alacağınız bir menü yok. Mutfakta etin yanına garnitür olarak kullanılan ne varsa (domates, havuç, yumurta vs)  bunlar değişik versiyonlarda getirilip konuyor önünüze, öyle makarnalar, pizzalar hayal etmeyin yani. Ama kırmızı et seviyorsanız; gitttiğinize de ödediğinize de değecek.

Akşam boyunca, sınırsız kırmızı şarabın yanında sınırsız et geliyor masaya, menünün yıldızı Florence Steak. Önceden rezervasyon yaptırmanızın nedenlerinden biri de bu; steak için hayvanlar özel olarak yetiştiriliyor; bu nedenle de mekan sahibi kaç kişilik et çıkaracağını bilmek istiyor, fazlasının israf olduğunu düşünüyor.

Toskana demek sadece güzel manzara ve doğa değil; güzel yemek, güzel şarap da demek anlayacağınız… Dolce vita dedikleri tam da bu…

Bu bilgilerle Toskana’ya şimdilik veda ediyorum. Hem Toskana hem de Floransa ile ilgili daha fazla fotoğraf görmek isterseniz Instagram hesabımdaki  #gezginmuhabirellafloransa etiketinden ulaşabilirsiniz.

İTALYA’NIN KÖYLERİYLE TANIŞIN: TOSKANA’ için 2 yanıt

    1. umarım en kısa zamanda tanışırsınız Toskana ile & umarım verdiğim bilgiler işinize yarar 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s