İTALYA’NIN ZARİF GÜZELİ: FLORANSA

”5,5 yıl önceydi… İlk yalnız yurtdışı seyahatimdi, hayatımın en keskin virajlarından birindeydim… Bu köprünün başında kendime sözler verdiğimi, ağladığımı, bir de dilek dilediğimi hatırlıyorum… Şimdi o günden yıllar sonra yine aynı yerde, Floransa’dayım… Bu kez dileğim kabul oldu diye teşekkür etmek, şükretmek ve yeni dilekler dilemek için… Bir de ‘’doğru yoldasın Elif, böyle devam’’ demek için…

Bu yazıyı Floransa’dayken Ponte Vecchio’nun başında yazmıştım; bir seyahat yazısı için duygusal bir başlangıç oldu farkındayım. Ama Floransa’nın benim için o kadar özel bir yeri var ki, bu şehri duygularımı katmadan anlatmam imkansız… Bu şehir sizin gönlünüzde ne kadar yer kaplar, hayatınızın neresine düşer bilmiyorum; tek bildiğim bu şehre bir şans vermeniz, en az bir kez ziyaret etmeniz gerektiği. Bu yazıda size Floransa ziyaretiniz sırasında vakit ve enerji kaybı yaşamanızı engelleyecek bilgiler vermeye, şehrin tadını çıkarmanıza yardımcı olmaya çalışacağım. Diğer tüm yazılarımda olduğu gibi bu yazıda da, ”Floransa ile ilgili her şey burada” gibi bir iddiam yok, bence seyahati bu kadar görev bilmeye ve az zamana çok şey sıkıştırmak için telaş etmeye gerek de yok. Tek iddiam bu şehri; çok seven ve her anını ruhuna sindire sindire yaşamış birinin gözünden, olumlu-olumsuz tüm yaşadıklarıyla okuyacağınız…

Floransa’ya Nasıl Gidilir?

Schengen vizeniz cebinizde, diğer cebinize de uçak bileti için yer ayırdınız. Peki bu bilet nereye olacak? Türkiye’den Floransa’ya direk uçuş yok, yakın İtalyan kentlerinden birini seçip aktarmalı gidebilirsiniz. Bu; Pisa-Bologna-Milano-Roma-Venedik ‘teki havalimanlarından biri olabilir. Aktarımı trenle ya da otobüsle yapmanıza bağlı olarak Floransa’ya ulaşma süresi değişiyor. En yakını Pisa, sonrasında Bologna geliyor; yukarıdaki sıralamayı ”giderek artan mesafe” şeklinde yaptım, en uzağı Venedik. Aşağıdaki harita da Floransa’nın diğer kentlere mesafesini gözünüzün önüne getirmenize yardımcı olur sanırım.

Ben Pegasus’un Eylül sonunda yaptığı yüzde 50 indirim kampanyasından Bologna’ya gidiş-dönüş 220 TL’lik bilet bulunca planlamıştım Floransa seyahatimi. Bu yüzden Bologna üzerinden aktarmayı anlatacağım. İstanbul-Bologna arası yaklaşık 2,5 saatlik bir mesafe. Bologna’daki havalimanı küçük ama bu maalesef işlerin çabucak hallolduğu anlamına gelmiyor. Gidişte pasaport kontrol sırasında 45 dakika boyunca beklemek zorunda kaldık, dönüşte de ek bagaj verme, tax free vb. işlemler için çok vakit harcadık, çünkü maalesef genel gözlemim; çalışanların çok ağır hareket ettiği yönünde. Bu yüzden bu havalimanı üzerinden uçuş yapacaksanız, 2,5-3 saat önceden gitmenizi tavsiye ederim.

Gelelim Bologna-Floransa arası ulaşıma. 2 yol var, birincisi tren. Bunun için öncelikle havalimanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşımı sağlayan Aerobus otobüsünü bulup Bologna Stazione Centrale durağında inmeniz (şehir merkezinden bir sonraki durak) gerekiyor. Sonrasında da tren istasyonunun içinden Floransa’ya giden trenlerden birine bilet alacaksınız. Burada dikkat: Tren saatlerini kontrol ettiğiniz ekranlarda hattın son durağı yazıyor; bu yüzden trende mutlaka Florence-Firenze yazmasını beklemeyin, burası bir ara durak olduğu için yazmayabilir. En güzeli elinizdeki biletteki sefer numarasından ve sefer saatinden takip yapmak. Peki bu yol size vakit ve nakit olarak neye mal olacak? Havalimanından Aerobus bileti 6 Euro ve yaklaşık 20 dakika, Bologna-Floransa tren bileti ise 25 Euro’dan başlıyor ve 30-40 dakika; yani yaklaşık 25-30 Euro ve zaman olarak aktarmaları, bilet almaları, bavul taşımaları da sayarsak yaklaşık 1,5 saat. 

Peki daha kolay ve ucuz bir yol yok mu? Var: Shuttle. Bologna’da havalimanından İtalya’nın diğer kentlerine direk giden shutlle’lar var: Appennino Shuttle. Sizi direk Floransa’daki tren istasyonu Saint Maria Novella İstasyonu’nun yanında bırakıyor. Tek yapmanız gereken havalimanı içindeki Tourist Office’lerden bilet almak, sonra da havalimanı dışındaki ”The Other Cities” (Diğer Şehirler) tabelasını bulup, oradaki Floransa’ya giden shuttle’a binmek. Durağın önünde birden fazla shuttle park etmiş olabilir, mutlaka bir görevliye ya da şoföre elinizdeki bileti gösterip hangisine bineceğinizi sorun. Bilet fiyatı 20 Euro ve yol yaklaşık 1,5 saat sürüyor.  Zaman olarak ilk seçenekle neredeyse aynı, hem aktarma yapmayıp daha az yoruluyorsunuz, hem de daha az ödüyorsunuz, otobüsler de rahat. Buraya kadar her şey güzel; ama bir uyarım var: Bu shuttle saatleri tren saatleri kadar sık değil. Floransa’ya 15 dakikada bir tren var, ama bu shuttle’lar neredeyse 2 saatte bir. Dolayısıyla önce bu linkteki sefer saatlerini kontrol edip, kararınızı buna göre vermeniz en sağlıklısı olur.

Önemli, Çok Önemli Uyarı: Araç Kiralamak Büyük Sorun!

Evet Floransa’yı çok seviyorum ama bu, şehrin zor yanları olmadığı anlamına gelmez. Floransa’da araç kiralamak ve araç park etmek örneğin; ikisi de çok sıkıntılı. Aslında bunun nedeni iyi bir gerekçeye dayanıyor; şehirde tarihi yüzyıllar öncesine dayanan pek çok bina, eser vs. var; bunlara zarar gelmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor. Sadece bu bilgi bile; şehrine iyi bakan yöneticilere ve halka saygı duymama, hatta biraz da iç geçirmeme neden olmuştu; malum biz alışık değiliz.

Şehirde pek çok yerde ‘‘Zona Traffico Limitato’‘ tabelası göreceksiniz, bunlar araç girişinin yasak olduğu yerleri gösteriyor. Aracınızı bu alanlardan birine park eder ve kameralara yakalanırsanız yaklaşık 200 Euro cezası var; bilginiz olsun! Navigasyon aletleri bu bölgeleri algılayamadığı için sizi genelde bu yollara yönlendirecektir, aman kanmayın!

Peki ne yapacaksınız? Bence mecbur değilseniz, başka şehirleri de kapsayan bir roadtrip vs. planlamıyorsanız Floransa’ya araçla gitmeyin. Ama gittiyseniz de; otopark ücreti için bütçe ayırmayı ihmal etmeyin; genelde gecelik ücretler 30 Euro’dan başlıyor. Bu noktada ironik bir durumla karşılaşabilirsiniz çünkü otoparkların çoğu da bu yasaklı bölgelerde. Peki otoparka giderken kameralara yakalanırsanız ne olacak? Telaşa gerek yok, otoparklar yasaklı bölgede bile olsalar, belediyeden özel izin almış oluyorlar ve plakanız belediyeye bildirildiği için size ceza gelmiyor.

Gelelim araç kiralama işine… Biz şehri yürüyerek gezdik ama Toskana köylerine gitmek için günübirlik araç kiraladık. Borgo Ognissanti Caddesi’nde hem Avis, Hertz gibi uluslararası, hem de yerel oto kiralama şirketlerinin ofisleri var. Hertz ve Avis bize günlük 75 Euro’dan başlayan fiyatlar telaffuz ettiği için biz kendimizi Knowleggi’ye attık. Günlük 50 Euro’ya anlaştık; ama bu hikaye maalesef burada bitmedi. Hatta büyüklerimizin ”astarı yüzünden pahalıya gelmiş” sözünü haklı çıkaracak yönde gelişti maalesef. Meğer günlük 250 km’den fazla yol yaparsanız, ek ücret ödemeniz gerekiyormuş. Ödeyeceğiniz ücret de 250 km’yi ne kadar aştığınıza bağlı. Örneğin; biz 560 km yol yapmışız, bu da limiti 310 km aştığımız anlamına geliyor. Aradaki 310 km’lik fark için 35 Euro ekstra ödeme yaptık, dolayısıyla araç bize günlük 85 Euro’ya gelmiş oldu. Uluslararası şirketlerin fiyatlarına bu da dahil miydi bilmiyorum; iyisi mi siz bu detayı mutlaka sorun. Bir de aracınızı şirketlerin ofisleri kapandıktan sonra (18.00-19.00) teslim edecekseniz, anlaşmalı oldukları bir garaja bırakmanız gerekiyor, bu da ekstra 20 Euro garaj ücreti demek. Ya da gittiğiniz yerden geç saatlerde dönecekseniz, akşam 21.00-sabah 08.00 arasında park edilmesi serbest olan bölgeleri bulup, sabah erkenden teslim edebilirsiniz.

Floransa’da Nerede Kalınır?

Floransa tabana kuvvet gezebileceğiniz, küçük bir şehir. Bu yüzden şehir merkezinde kalmak için konaklamaya iki kat ücret ödemenize bence gerek yok. Piazza della Signoria, Piazza della Republica, Piazza del Duomo gibi şehrin turistik ve merkezi yerlerinde konaklama pahalı olur. Bunun yerine Saint Maria Novella Tren İstasyonu’na yakın bölgeleri, Oltrarno, San Frediano gibi lokallerin yaşadığı yerleri seçebilirsiniz. 2 adımda kendinizi şehir merkezinde bulamazsınız belki ama buralardan merkeze yürüyüş en fazla 15 dakika sürüyor, hem yerlilerin yaşadığı mahalleleri görmüş olur, hem de daha az ücret ödemiş olursunuz. Biz San Frediano Bölgesi’nde Air B&B’den bir çatı katı kiraladık, geceliği 250 TL idi. Merkeze yürüyerek 15 dakika, bir asma katı var, kendine ait özel banyosu var ve temizliğine de kefilim. İlgilenen ev sahibimiz Lilia ile bu linkten iletişime geçebilir. Aşağıya  çatı katımızın bir videosunu; yanına da iki küçük uyarı bırakıyorum: Ev sahibinin iptal politikası biraz katı, ilgileniyorsanız kuralları mutlaka dikkatlice okuyun. Bir de çatı katında mutfak yok; kendi yemeğimi, kahvemi vs. yapayım isterseniz bilginiz olsun.

Yeni Başlayanlar İçin Floransa! 

Her yeni ülke yeni bir kültür demek, bizim hiç aşina olmadığınız ritüellerin başka hayatların rutini olması demek. Ve ben; yepyeni bir coğrafyayla tanıştığım zaman bu rituelleri önce keşfetmeyi; sonra da kendimi onlara bırakmayı çok seviyorum. Her ne kadar ortak kesişim kümemizde Akdenizlilik olsa da; İtalya da bambaşka bir kültür ve bize yabancı olan alışkanlıkları, rutinleri var. O yüzden Floransa’da nereler gezilir, ne yenir, ne içilir… gibi bilgileri vermeden önce size bu kavramlardan bahsedeceğim; ki gittiğinizde şaşırmayasınız ve tedbirli olasınız.

Riposo: Aslında bu kavramı İspanya ve Yunanistan’dan tanıyoruz: siesta yani gün ortası uykusunun İtalya’daki hali. Genellikle 13.00-16.00 arası riposo zamanı; bu da pek çok restoran ve mağazanın kapalı olması anlamına geliyor. (çalışanlar bu saatler arasında ya evine gidip uyuyor ya da aileleriyle uzuuun masalarda kalabalık, öğle yemekleri yiyor. imrenilesi di mi? ) O yüzden sadece Floransa’da değil; tüm İtalyan şehirlerinde planlamanızı yaparken bu saatler arasına dikkat edin, akşam-gece gidilecek mekanların da mutlaka açılış-kapanış saatlerine önceden bakın!

Coperto: İşte karşınızda pek de hoşlanmayacağınız bir kavram: Masa ücreti demek. Örneğin bir kafeye giriyorsunuz. Kahvenizi yolda içmek üzere alıp kafeden çıkarsanız; ya da barda, ayakta içerseniz 4 Euro. Ama bir masaya oturup aynı kahvenin size servis edilmesini isterseniz 6 Euro. Düşük bütçeyle seyahat edenlerdenseniz, bu bilgi hayat kurtarır; aman unutmayın!

Aperitivo: Gel de İtalya’da yaşamak isteme! Riposo’dan sonra en sevdiğim kavramlardan biri de bu: İş çıkışı-yemek öncesi atıştırmalıklara verilen ad. İş çıkışı yazdığıma bakmayın, elbette turistlerin de dahil olabildiği bir kavram bu. Şöyle düşünün: 18.00-20 arasında pek çok restoran ve kafede atıştırmalıklarla dolu açık büfe ve içkiler oluyor, siz sadece içki ücretini ödüyorsunuz. Atıştırmalıklar ikram; aynı yere, aynı amaçla gelen diğer ziyaretçilerle kaynaşmak da cabası!

Trattoria-Osteria-Restoran: Aslında 3’ü de aynı anlama geliyor: İtalya’da karnınızı doyurabileceğiniz mekan. Peki farkları ne? Osteria’lar salaş, yerel restoranlar; genelde bir ”günün menüsü” oluyor ve bu yemekler servis ediliyor, diğer deyişle her istediğinizi bulamayabilirsiniz. Trattoria için de osteria’nın biraz daha düzenli hali diyebiliriz, bir de osteria’dan farklı olarak menüsü değişkenlik ve çeşitlilik gösteriyor. Bu ikisi İtalya’da yerel yemek yiyebileceğiniz, İtalyanlar’ın da uğradığı mekanlar. Restoran ise biraz daha geniş menülü, daha şık, daha pahalı ve daha turistik.

Buyrun Floransa’yı Gezelim Artık…

Ben Floransa’yı Audrey Hepburn’e benzetiyorum: zarif, minyon ve küçük cüssesinden beklenmeyecek kadar etkileyici bir güzellik barındıran; birlikte vakit geçirdikçe daha da fazlasını istemenize neden olan…. ve bu güzel kadının büyük şapkaları gibi; bu güzel şehrin de bir olmazsa olmazı var: sanat! Şehir Rönesans’ın doğduğu yer; bu yüzden attığınız her adımda yüzyıllar öncesine ait izler görmeye hazırlıklı olun. Bu izleri daha yakından takip etmek isteyenler Uffizi Müzesi, Galleria Dell Academia, Galileo Müzesi gibi yerleri ziyaret edebilir. Ben kısıtlı zamanımda müze gezmek yerine şehrin sokaklarını gezmeyi tercih ettiğim için sizi Floransa’da sanatla değil de; daha çok doğayla, burada yaşayanların günlük hayatıyla, bir de şehri en güzel görebileceğiniz noktalarla buluşturacağım; benim için en özel yerden başlıyorum müsadenizle:

Ponte Vecchio: 

Ponte Vecchio, nam-ı diğer Eski Köprü size girişte bahsettiğim yer. Köprünün altından usul usul akan; benim de dileklerimi akıttığım nehrin adı Arno Nehri. Toplam uzunluğu 250 km, Falterona tepesinin karlarından doğuyor, Floransa’dan geçip Pisa’ya dökülüyor. Ponte Vecchio da bu nehrin üzerine kurulmuş köprülerden biri ve en ünlüsü. Köprüyü diğerlerinden ayıran özelliğini yazmadan önce bir fotoğrafını iliştireyim, alışkın olduğunuz köprülerden nasıl bir farkı olduğuna önce siz bir göz atın isterseniz.

Biz genelde köprülerin üzerinde kemerler olmasına alışkınız ama Ponte Vecchio aynı zamanda üzerinde bina ve dükkanlar da taşıyor. Floransa’da 15. ve 16. yüzyıllarda hüküm süren Medici ailesi için yapılmış bu köprü. Ailenin halktan kopmaya, tepki görmeye başladığı dönemlerde, halka görünmeden yazlık ve kışlık sarayları arasında gidip gelebilmesi için yapılmış. İlk yapıldığında köprünün üzerinde kasaplar, balıkçılar, sebze meyve satıcıları varmış. Ama Mediciler kötü kokuları bahane edip onları kaldırtmış, yerine kuyumcuları koydurtmuş. Asıl amaçlarının esnaftan gelen tepkilerden kaçmak olduğu, bunun için de refah seviyesi yüksek kesime hizmet eden kuyumcuları tercih ettikleri söylenir. Medici hükümdarlığı bitmiş, aradan yüzyıllar geçmiş ama kuyumcular hala orada. Çok turistik ve pahalı oldukları konusunda uyarmalıyım, en güzeli vitrinlerine bakıp hafızaya atmak sanırım.

Köprü 11. yüzyılda ilk yapıldığında tahta bir köprüymüş, 14. yüzyılda ise bugünkü halini almış. 2. Dünya Savaşı’nda zarar görmüş ama yine de ayakta kalmış. Rivayete göre, 2. Dünya Savaşı’nda Almanlar şehirden çekilirken tüm köprüleri havaya uçurmuş ama Ponte Vecchio’nun güzelliğine kıyamamışlar. Biliyorum, gittiğimiz pek çok Avrupa şehrinde ”2. Dünya Savaşı’nda yok edilmeyen tek … ” kalıbını duymaya çok alışkınız, tarihçi de olmadığımız için rehberlere, kitaplara güvenmekten başka çaremiz de yok. Belki bu rivayetler bazı yerler için abartı ya da gerçek dışıdır ama ben bu köprünün güzelliğine kıyılamadığına inandım, ne de olsa insan en kolay ; inanmak istediğine inanıyor. : )

Köprüde günbatımında bir şarap içmek, özellikle yaz aylarında köprünün önünde enstrüman çalan müzisyenleri dinlemek Floransa’da biriktirebileceğiniz en güzel anılardan biri. Ponte Vecchio’dan başlayıp, ardı sıra uzanan Ponte Santa Trinita ve Ponte Carraia ‘nın kenarında yürümek de öyle.

Michelangelo Tepesi 

Günbatımlarını oldum olası sevmişimdir; günbatımı izlemek için 1400 metreye tırmanmışlığım da var, sahilde, dalgaların bittiği yerde, soğuktan titreye titreye beklemişliğim de… Tanıştığım her yeni coğrafyada Güneş’in vedasına en az bir kez tanık olmaya çalışırım, zira bence veda ederken arkasında bu kadar büyülü bir güzellik bırakan başka bir şey yok Dünya üzerinde… Floransa’da bu vedanın hafızanıza kazınacağı yerlerin başında kesinlikle Michalengelo Tepesi geliyor. Güneş; kemerli köprülerin, o köprülerin altından usul usul akan Arno Nehri’nin, Duomo Katedrali’nin kocaman kubbesinin üzerine batıyor. Size de marketten aldığınız şarabı açıp; meydandaki kalabalığa gitarıyla eşlik eden müzisyene kulak vermek kalıyor.

Piazza Michelangelo-Michelangelo Tepesi’ne şehir merkezinden 15 dakikalık bir yürüyüşle ulaşmanız mümkün; ama gittiğinizden beri sizi dümdüz yollarına alıştıran şehir burada sizi biraz zorlayabilir. Tepeye ulaşmak için bol bol merdiven çıkacaksınız, özellikle yaz sıcaklarında giderseniz bu bilgiyi önceden bilmek hayat kurtarabilir. Yürümeyi tercih etmeyenler de Ponte Vecchio civarından 12 ya da 13 numaralı otobüslerle tepeye ulaşabilir. 

Floransa’nın Meydanları

Yüzlerce, hatta binlerce tuvale fırça izlerini, Dünya sanat tarihine de kendi izlerini bırakmış ressamları bir düşünün: Michelangelo, Leonardo, Giotto…. Bir de heykeltıraş Donatello’yu, İlahi Komedya’nın yazarı Dante’yi… ve şimdi buraya sığdıramadığım pek çok ölümsüz sanatçıyı. İşte Floransa’yı gezdikçe onların yüzyıllar önce yürüdüğü sokaklarda, meydanlarda onların ayak izlerini takip diyor olacaksınız. Bu yüzden, zamanınız darsa ve müzeleri gezemediyseniz bile üzülmeyin; Floransa’da sanat sadece kapalı mekanlarda, koca kapılar ardında değil; sokakta, adımınızı attığınız, havasını soluduğunuz her yerde.

Piazza Della Signoria-Senyörler Meydanı küçük; ama hangi yöne bakacağınızı şaşıracağınız, etkileyici bir meydan. Tavanı, duvarları, kapıları olmayan bir müze burası; açık hava müzesi bir nevi. Çünkü meydanda ünlü sanatçıların heykellerinin kopyalarını göreceksiniz. Michelangelo’nun Davud’u, Cellini’nin Perseus heykeli, Neptün Çeşmesi… göreceklerinizden sadece birkaçı. Zamanında bu sanatçıları destekleyen, arkalarında duran Medici ailesi için 14. yüzyılda yapılan Vecchio Sarayı da meydanın demirbaşı.

Piazza Delle Republica-Cumhuriyet Meydanı şehrin en turistik, aynı zamanda en hareketli meydanı. Hava soğuk değilse tebeşirlerini, fırçalarını yere serip meydana yerleşen sokak ressamları, sokak müzisyenlerinin enstrüman kılıflarının üzerine düşen bozuk para sesleri, meydanın ortasındaki atlıkarıncanın ışıkları… hepsi cıvıl cıvıl, ışıl ışıl! Bu meydan; havasını solumak, şehrin turistlere neler vaad ettiğini görmek için görmeye değer. Meydandaki restoran ve kafelerin turistik ve şehir ortalamasından bir tık daha pahalı olduğunu belirtmeliyim; bir fincan cappucino 12 Euro’dan başlıyor örneğin. En güzeli; ara sokaklardaki mekanlardan aldığınız sandviçlerle, kahvelerle gidip meydandaki kalabalığa karışmak sanırım.

Piazza Del Duomo-Duomo Meydanı: Floransa’ya gitmeden, tek bir fotoğrafla bile olsa illa ki tanıştığınız, Duomo Katedrali olarak da bilinen Santa Maria Del Fiore Katedrali’nin bulunduğu meydan burası. Önce heybetiyle etkiliyor insanı, sonra da ince detaylarıyla. Ben 5,5 yıl önce ilk gittiğimde; otelden çıkıp rotasız yürümeye başladığımda birden çıkmıştı karşıma; kalp atışlarımın hızlandığını hatırlıyorum. Sonrasında üzerindeki detayları, dokusunu, heykellerini izlerken de şaşkınlıktan gözbebeklerimin büyüdüğünü… Dışarıdan izlemekle yetinmek istemezseniz, katedrali ziyaret de edebilirsiniz. Bunun için bir giriş biletinizin ve önündeki her daim uzun kuyrukları bekleyecek sabrınızın olması gerekiyor. 400’den fazla basamak tırmanıp (asansör yok) katedralin en üst katından şehre kuşbakışı bakmak da bir diğer seçenek.

Santa Spirito Meydanı, San Lorenzo Meydanı ve şehri tepeden görmek isterseniz Giotto Çan Kulesi Floransa’da ziyaret için sizi bekleyen diğer noktalar.

Restoranları, Kafeleri, Büfeleri…

Fiaschetteria Cambi: Trattoria diye adlandırdığımız yerel, salaş İtalyan lokantası kapsamına giriyor burası. Floransa’ya özgü biftek Florence Steak – Bistecca alla Fiorentina‘yı deneyebilirsiniz. Bu biftek genelde tartılarak servis ediliyor, burada kilosu 45 Euro idi, 600 gramın altında sipariş vermek de mümkün değil. Vejetaryen mutfak sevenler için ise, Melanzane alla Parmigiana‘yı öneririm; patlıcan, domates sos ve peynirle yapılan, Akdenizli damağına hitap eden bir yemek.

Osteria Santa Spirito: Kendi adını taşıyan meydanda, Piazza Santa Spirito’da bulunuyor. Yemekleri güzel, ancak bence en iddialı oldukları nokta;  kendi yaptıkları kırmızı şarapları.

Mercato Centrale: Pek çok Avrupa şehrinde hem yemek yiyebileceğiniz pek çok restoran şubesinin bulunduğu, hem de alışveriş yapabileceğiniz yiyecek tezgahlarını barındıran bir açık pazar vardır ya; (İstanbul’da City’s AVM’deki Mahalle bizdeki örneği sanırım) işte Floransa’daki o pazarın adı Mercato Centrale. İsteyen hamurişi vitrinlerine yapışır; isteyen Floransa Bifteğinin tadına bakar; isteyen İtalya’da olmanın hakkını verip şarap-peynir ikilisine göz kırpar. Seçim sizin!

Gusta Pizza: Şehrin en ünlü pizzacılarından biri. Banka usulü sıra numarası alıp siparişinizi veriyorsunuz, sonra da o sayıyı takip edip pizzanıza kavuşuyorsunuz. En güzel yanı; pizzaların gözünüzün önünde yapılıyor ve odun fırınında pişiriliyor olması. Lezzeti bence; önünde kuyruklar oluşturacak kadar efsanevi değil; ama yolunuzun üzerindeyse , uygun fiyatlı bir öğün için ideal bir yer olabilir. Pizza fiyatları 5-8 Euro. 

All’Antico Vinaio : Sabah kahvaltısına bir tomar para bayılmak istemeyenler için ideal mekan. Kendi yaptıkları ekmeklere, sizin istediğiniz malzemeleri koyup, devasa bir sandviçle karnınızı doyuruyorlar; üstelik 5 Euro’ya. 

Ditta Artigianele: Kahveleri, özellikle de espresso’su çok lezzetli bir mekan. Konsept kafe kıvamında, isteyene kahvaltı da var. Espresso’su 2,5 Euro. 

Gesto: Kahve için, içki için, atıştırmalık için, güzel atmosfer için… hepsi için buraya uğrayabilirsiniz. Dalai Lama’nın, Frida’nın, Mandela’nın, Gandhi’nin çizimlerinin bulunduğu duvara baka baka, hayran kala kala kahve içmenin bedeli 4 Euro’dan, kokteyller 10 Euro’dan başlıyor. Özellikle haftasonları akşamları çok kalabalık oluyor, mümkünse rezervasyon yaptırın.

Bu Detaylara Dikkat!

Bazı şehirler vardır; bulduklarınız umduklarınızı aşar; çünkü en güzel detaylarını kendisini uzaktan sevene değil, gelip yakından bakana saklar. İşte Floransa bu şehirlerden biri; sürprizli; gitmeden önce okuduklarınızdan, orada karşılaşacağınızı sandıklarınızdan çok fazlası.

Bu sürprizlerin ilki kaldığımız evden çıkıp merkeze doğru yürürken çıktı karşıma; üzerindeki ”Fotoautomatica” yazısıyla. Kırmızı küçük bir kulübe bu; bir fotoğraf kulübesi.

Bizde de ara sıra sokaklarda gördüğümüz fotoğraf kulübelerinden bunlar. Ama burada amaç vesikalık fotoğraf falan çekmek değil, eğlenmek, eğlendiğiniz 4 anı art arda ölümsüzleştirmek, sonra da fotoğrafları 2 Euro karşılığında alıp eve götürmek! Deneyeninden ve çok eğleneninden şiddetle tavsiye!

Bir de bu şehre gittiğinizde köşebaşlarındaki trafik levhalarına bir bakın… Hani kırmızı fon üzerine, beyaz çizgiyle yapılan ”girilmez” işareti var ya; işte onlar bambaşka bir çehreyle çıkacak karşınıza. Yasak işaretini yiyip yutan Pacman, sırtlayıp götüren polis, üzerinden atlayan çöp adam, yasakları kapatan çiçekler, kalpler!

Bunların hepsi sanatçı Clet Abraham’ın eseri. Sanatçı yasakları protesto etmek için, yapışkan çıkartmalar kullanarak levhalara yeni figürler eklemiş, hepsini dönüştürmüş, kendi yöntemiyle yasaklara başkaldırmış, isyan etmiş. Trafik levhalarını beğenen, evine götürmek isteyeniniz olursa Abraham’ın stüdyosuna uğrayabilir. Levhaları alıp eve götüremezsiniz belki (hem büyük, hem de fiyatları 300 Euro’dan başlıyor) ama hatıra olarak magnet, sticker, açacak alabilirsiniz.

Kısa süreliğine, sadece 6 yıllığına ülkesi İtalya’nın başkenti olmuş Floransa… çok eskiden, 1865-1871 yılları arasında…. Tarihe, tarihçilere saygım sonsuz ama benim için bu ülkenin başkenti hala ve hep sensin güzel şehir… Şimdilik veda ediyorum; ama yine geleceğim çiçek kokulu Firenze!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s