HAFTASONU İÇİN İDEAL: ATİNA

”Yunanistan ile bugüne kadarki tanışıklığım, 4 yıl önce Selanik ve Kavala’ya yaptığım 2 günlük geziden ibaretti. Komşunun başkentini, hükümetin kemer sıkma politikalarına karşı protesto haberleri yaparken hep görüntülerini gördüğüm Sintagma Meydanı’nı, sadece başkentin değil ülkenin de simgesi olan Akropolis’ini, gidenlerin anlata anlata bitiremediği kalamarlarını, souvlaki’sini… hepsini, hepsini merak ediyordum. Bu merakım, seyahat sevdası ve uygun fiyatlı uçak biletiyle birleşince; kendimizi bir haftasonu gezisi için Atina’da buluverdik.”

Atina gezimiz için Cuma akşamından Pazar sabahına kadar, kısacık zamanımız vardı. 5 yıl önce Atina’da muhabirlik yapan ve 1 yıl orada yaşayan kocamın deneyimleri, sizin Instagram aracılığıyla gönderdiğiniz tavsiyelerle birleşince; dopdolu ve çokça obur bir haftasonu geçirdim. Buyrunuz en hızlısından komşu başkenti rehberi:

Atina’da Ulaşım

Atina için her şeyden önce Schengen Vizesi almanız gerekiyor, sonrası da uygun uçak biletine kalıyor. Biz biletlerimizi 2 ay önceden Aegean Airlines’tan kişi başı gidiş-dönüş 400 TL’ye almıştık. 

Atina’nın Elefterios Venizelos Havalimanı şehir merkezine uzak. Metro ve otobüsle yaklaşık 1 saatte, taksiyle 35-40 dakikada ulaşılıyor. İçinde havalimanına ulaşımın da dahil olduğu, şehiriçi ulaşımda da kullanabileceğiniz 3 günlük turist bileti alırsanız 20 Euro. Uber ile ya da taksiyle kent merkezine gidiş 35-40 Euro arası. Taksi tercih edecekseniz bilmeniz gereken bir detay var: Şoförler size sormadan, dolmuş misali başka bir yolcu alabiliyor, bunu aklınızda bulundurun. Bir de ulaşımla ilgili kararınızı verirken, şehrin küçük olduğunu, çok büyük bölümünde toplu taşıma araçlarına ihtiyacınız olmadığını da göz önünde bulundurun.

Atina’da Gezilecek Yerler: 

Anafiotika:

”Begonviller limon ağaçlarına komşuluk ediyor; kafe sahipleri tahta sandalyelerini kaldırıma itinayla diziyor; kimi arkadaş muhabbeti, kimi gazete yazısı eşliğinde günün ilk Frappe’sini içiyor; Atina’da yeni bir gün işte böyle başlıyor. Anafiotika Bölgesi bu haliyle bize kendimizi 3,5 milyonluk bir başkentte değil, herkesin birbirini tanıdığı ufak bir Yunan adasındaymışız gibi hissettiriyor ve gönlümüzü hemen fethediveriyor. ”

Yukarıda anlattığım sebepler nedeniyle Atina’da en sevdiğim yer oldu Anafiotika. Burası Akropolis’in eteklerinde; Akropolis’e tırmanırken Anafiotika’nın içinden geçip gitmek en güzeli. Bölgeye adımınızı ilk attığınız andan itibaren, genel olarak betonlaşma ve yer yer bakımsızlık sorunlarının yaşandığı şehrin bu çehresinden sıyrılıp bir Yunan adasına düşmüş gibi olacaksınız. Balkondan taşan begonviller bunun en büyük göstergesi:

Merdivenlere dizilmiş tahta sandalyeli, tabureli kafeler hem Akropolis yolu yorgunluğunuzu alacak, hem de Atina halkının arasına karışmanızı sağlayacak.

Dioskouron Sokağı:

Burası da yine Akropolis’e gitmeye çalışırken rastgele çıkmıştı karşımıza. Pastel rengi evleri, henüz sonbaharın uğramadığı ağaçları ve ağaçlarının bittiği yerden başlayan duvar resimleriyle gönlümüzü fethetti:

Akropolis: Yazının başından bu yana kendisinden çok kez bahsettim, şimdi biraz da detay vereyim; şehrin neredeyse her noktasından görünen ve tarihinde bu kadar önemli yer tutan bir yapıdan bahsetmemek olmaz zaten değil mi?

Yunanca’da ”yukarıda bulunan şehir” anlamına gelen Akropolis, adının hakkını vermek istercesine zor ve yokuşlu bir yolun sonunda ulaşılabiliyor oluyor. Şehir merkezinden yürüyüş 20-25 dakika sürüyor. Biz hava serin olduğu için zorlanmadık ama yaz aylarında giderseniz sıcakta zor olabilir; bilginiz olsun. Girişte yetişkenler için 20 Euro, çocuklar için 10 Euro’luk biletlerden alıyorsunuz. Meslektaşlarım için özellikle not düşmem gereken bir ayrıntı var; sarı basın kartına giriş ücretsiz!

Tepeye çıktığınız anda, Akropolis denince gözümüzde canlanan, şehrin neredeyse her noktasından görünen en üst kısmı Parthenon tüm heybeti ve geçmişiyle karşınıza çıkıveriyor. Ben değilim, ama siz gittiği yerlerde uzak tarihin simgelerini görmeyi sevenlerdenseniz, buranın sizi etkilememesi imkansız. Düşünün ki Antik Çağ’da Atina halkının toplanıp, karar aldığı yerde, bir diğer deyişle demokrasinin doğduğu topraklardasınız! Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu zamanında cephanelik olarak kullanılan yerde!

Genel kanının aksine, Parthenon Akropolis’in ta kendisi ya da tamamı değil, sadece bir kısmı. Tepede ayrıca giriş kapısı Propylaia‘yı da göreceksiniz. Bir de beni en çok etkileyen, ”kadınlar her yükü taşır” diye düşündürten Erekhtheion Tapınağı’nı.

Akropolis yolu üzerinde karşınıza çıkacak uzak tarih kalıntılarından ikisi de Herodes Atticus Tiyatrosu ve Dionysos Tiyatrosu olacak. Yaz mevsiminde giderseniz, bu tiyatrolarda akşam düzenlenen konserlere denk gelebilirsiniz.

Bu tiyatroların olduğu nokta, tüm şehri yukarıdan görebileceğiniz yegane noktalardan biri:

Sintagma Meydanı: Burası Atina’ya gitmeden de aşina olduğum yerlerden biri. Sarı Yunan Parlamentosu binası bu meydanda olduğu ve hükümet politikalarına karşı çıkan Yunanlar protestolarını hep bu meydanda sonlandırdığı için Kanal 24 ve CNN Türk’te çalıştığım dönemlerde defalarca bu meydanın haberini yaptım.

Yıllar sonra meydanın kendisini, yine orada bizzat yaşamış ve defalarca anons çekmiş kocamın anlatımıyla dinlemek benim için apayrı bir deneyimdi. Önceden duymuş olun olmayın hiç fark etmez, Atina’nın siyaseti, günlük yaşamı ve değerleri açısından bu kadar kilit önemde olan bu meydanı es geçmeyin bence.

Monastraki Meydanı: 

Atina’nın en merkezi ve kalabalık yerlerinden biri. İnsan kalabalığından sonra kadrajınıza girecek ilk şey muhtemelen meydandaki Tsisdarakis Camii olacak. Bu, Osmanlı Dönemi’nden kalma bir camii ve şu an ibadete açık değil. Zaten Yunanistan’da şu an hiç açık camii yok.

Flea Market- Bit Pazarı: Buranın girişi de Monastraki Meydanı’ndan. Özellikle antika eşya ya da hediyelik almak isteyenler için ideal. Ama bir şey almasanız bile, Yunanların gündelik yaşamlarını ve birbirleriyle iletişim şekillerini gözlemlemek, hatta ucundan kıyısından dahil olmak için pazara mutlaka dalmalısınız.

Ermou Caddesi: Buyrunuz Atina’nın İstiklal Caddesi’ne. Aslında İstiklal’in eski haline demeliyim çünkü artık inşaatlar sebebiyle bizimkinde pek gezecek, alışveriş yapacak yer kalmadı. Ama Ermou öyle değil. Sintagma Meydanı’nan başlayıp Monastraki Meydanı’na uzanan cadde boyunca her iki tarafta da mağazalar, kafeler , restoranlar var. Atina’dan eli boş dönmek istemeyenlerin dikkatine!

Atina’da Ne Yenir, Ne İçilir?

Gelelim Atina’nın en sevdiğim kısmına; mutfağına. Lezzetli yemeklerini ve nerede yiyebileceğinizi yazmaya başlamadan önce porsiyonlarla ilgili not düşmeliyim. Bu şehir, mutfağını başkalarıyla paylaşma konusunda çok cömert, porsiyonlar neredeyse bizimkinin 2 katı, sipariş verirken bu detayı unutmayın!

Gyristroula: Atina’nın bizim dönere benzeyen bir lezzeti var; souvlaki. Restoranlarda porsiyon şeklinde servis ediliyor, büfelerde ise dürüm ya da pide ile. Ben kesinlikle ikincisini öneriyorum; bunun için de Monastraki Meydanı’ndaki Gyristroula favorim. 2.50 Euro’ya souvlaki’nizi sardırıp afiyetle yiyorsunuz. Mayonez seviyorsanız, özel soslarını da souvlaki’nize ekletin!

Bayraktaris: Atina’da yemeklerin yerel müzik eşliğinde yendiği tavernalarından biri. Siz, Yunanların bizim rakının muadili olarak tükettiği uzo’nuzu içerken, kebabınızı, mezelerinizi yerken, bir yandan canlı Yunan müziği çalıyor, isteyen sahneye çıkıp dans ediyor. Taverna dediysem sirtaki ya da tabak kırma şart değil, gözleriniz aramasın! Küçük boy uzo 6.30 Euro, mezeler 3.50-5 Euro aralığında, kebap 9.50 Euro. 

Efcharis: Burası da kalamar-balık-bira 3’lüsü için ideal mekan. Monastraki Meydanı’nda, metro istasyonunun arka sokağında. Mekanın arka tarafında ağaçların altında, tatlı bir avlusu var. Kalamar ve balığı 8-9 Euro aralığında, biraları 4 Euro, isteyene uzo da var.

Brettos: Harika bir kokteyl-bar burası. Hazır içkilerin yanı sıra, kendi yaptıkları içkileri de satıyorlar. Ev yapımı mastikaları, uzoları var. Dekorasyonu ve atmosferi de en az içki menüsü kadar mutlu eden cinsten. Renkli içki şişeleriyle dolu duvarlar, tahta masaların etrafında tahta bar sandalyeleri… Kısacık zamanımızda yolumuzu 2 kere düşürdük buraya, aylarca kalsam her gün mutlaka giderdim, mutlaka uğrayın.

Yiasemi: Anafiotika’da merdivenlerin üzerine kurulmuş kafeden biri, yeşil dekorasyonuyla en dikkat çekeni. Biz pek leziz Frappe’lerini denedik ama isteyene kahvaltısı da var.

Arcadia: Akropolis Müzesi’nin yanında bir restoran burası, aslında turistik bir yer. Kahvaltısında denediğim her şeyin şahane olduğunu söyleyemeyeceğim ama biz sipariş etmeden masaya ikram olarak getirdikleri pancake’leri çok, çok güzeldi. Özellikle pişi sevenler kaçırmasın!

Bir de son not; pek çok büfede, kafede, tavernada var. Her nerede bulursanız, Atina gezinizin şerefine bir Mythos birası açın! Afiyetle!

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s