NEPAL’İN GÖL GÜZELİ: POKHARA

”Bir göl düşünün, Dünya’nın en haşmetli dağının ihtişamını bile ikiye katlayabiliyor. ” İlk okuduğunuzda gerçek dışı gibi gelebilir, ama bunu gerçeğe dönüştüren bir yer var: Nepal’deki Fewa Gölü. Dünya’nın en yüksek zirvesini içinde barındıran Himalayalar’ın eteklerinde. Hal böyle olunca dağın yansıması göle vuruyor, haşmetli Himalayalar 1 iken, 2 oluveriyor:

Gitmek de zor, dönmek de… 

Fewa Gölü’nün bulunduğu Pokhara kenti Nepal’in sakin, dingin yüzü. Tam da bu yüzden Nepal gezim sırasında en sevdiğim yer olmuştu. Pokhara başkent Katmandu’ya 180 km uzaklıkta. Ama normalde en fazla 3 saatte alınabilecek bu yol, yolların hal-i pürmelali (!) sebebiyle 7-8 saat sürüyor. Belki tek başına giderseniz bu yol sıkıcı, hatta yer yer tedirgin edici olabilir ama ben 20 kişilik eğlenceli bir grupla gittiğim için yolun nasıl geçtiğini anlamamıştım bile. Yine de karayoluna alternatif olarak havayolunu kullanabileceğinizi de not düşeyim. Katmandu’dan en fazla 45 dakikalık bir uçuşla Pokhara’ya ulaşmak mümkün. Tabii ki ilk Nepal yazımda yazdığım ve tüm yazılar boyunca ara sıra hatırlatacağım gibi Nepal’den Avrupa konforu beklememeniz gerekiyor, hem de havada, karada! Dolayısıyla uçuş yapacağınız uçak, bugüne kadar alışık olduklarınızdan biraz farklı olabilir. Pervaneli, küçük bir uçağa hazırlıklı olun.

Pokhara’ya ulaşmak zor, ama bence ayrılmak daha da zor. Çünkü Dünya’nın başka hiçbir yerinde yaşayamayacağınız deneyimler ve göremeyeceğiniz doğal güzelliklerle gönül tahtınıza üst sıralardan giriş yapıveriyor.

Himalayalar’a Karşı Bir Çay?

”Başka bir yerde yaşayamayacağınız deneyimler” derken abartmadığımı yukarıda attığım başlıkla anlatabilmişimdir sanırım… Himalayalar Nepal’in diğer yerlerinden ancak 3 bin 500 metre yükseklikten sonra görülebiliyor, bu da genelde o yüksekliklere tırmanan dağcılara nasip oluyor.  Ama Pokhara’daysanız bu rakam 8oo metreye kadar düşüyor.. Himalayalar’ı Pokhara’dan en iyi gören yer denilince de akla Sarangkot Zirvesi geliyor.

Karşımda Dünya’nın en yükseği Himalayalar duruyor, üzerindeki beyaz örtü içimi üşütüyor, elimdeki çay ise tam ters yönde mesaiye başlıyor, yavaş yavaş içimi ısıtıyor.. Güneş Himalayalar’ın üzerinde iyice yükselip ısınmam için çaya yardım eli uzatıyor…. aynı zamanda hayatımda hiç unutmayacağım bir manzarayı tablo gibi gökyüzüne çiziveriyor… Aşağıdaki fotoğraf Himalayalar’a karşı çay içtiğim sabahın, sadece Pokhara’nın değil, tüm hayatımın en güzel anlarından birinin hatırası:

Filtre yok bu fotoğrafta. Sabah uykusunun konforunu reddedip 04.15’te yataktan kalkmak, 30 dakika otobüsle, sonra 50 dakika tabana kuvvet 735 basamak tırmanarak 1900 metreye ulaşmak var. ‘Ben yoruldum, tırmanamayacağım sanırım, siz gidin ben arkanızdan geliyorum’ lara cevaben ‘Hadi çok az kaldı, bak tepe göründü bile’ ler var. Yani çokça emek, ekip ruhu ve direnç var. Finalinde de Dünya’nın en yükseği Himalayalar’ ı karşına alıp Güneş’in doğuşunu izlemek var.

Hedef Güneş’in Himalayalar’ın üzerine doğuşunu izlemek olunca, karanlıkta yola düşmek gerekiyor. Yarım saatlik otobüs yolculuğu sonrası, yaklaşık 50 dakika tırmanılan yol düz değil, taşlar, kayalar var. Bu yüzden adımlarınızı sağlam basabilmeniz için rahat bir spor ayakkabı, bastığınız yeri görebilmeniz için de bir el feneri şart. Biz çayımızı yanımızda ufak bir termosta götürmüştük, tepede kafe vs. olmadığı için işi şansa bırakmamak lazım bence. Tabii yaklaşık 2 bin metrede olduğunuz düşünülürse, üzerinize giyebileceğiniz kalın bir hırka hatta polar cankurtaran görevi görecektir. Bir de tüm bunların yanında birazcık şansın da sizinle olması gerekiyor. Havanın kapalı, sisli olduğu günlerde bu manzarayı göremez, o kadar yolu boşuna çıkmış olursunuz. Rehberimiz Sinan Can Erdal Pokhara’da kaldığımız 3 sabah boyunca hava durumunu takip edip bizi en uygun sabahta uyandırmıştı, sayesinde her sabah 04.15’te kalkmaktan kurtulmuştuk.

Himalayalar’ın Güneş ile buluştuğu an zihnimde ne kadar berrak ise, bu zeytin gözlü kız çocuğunun yüzü de öyle. Daha hava aydınlanmadan, gecenin bir vakti annesiyle yollara düşüp zirveye gelmişti, yorulmuş, üşümüştü kuşkusuz. Yüzündeki utangaç gülümseme Nepal’de gördüğüm en güzel manzaradan daha güzeldi. Sadece O’nda değil, Nepal’deki pek çok çocukta ve hatta yetişkinde rastladığım mahcubiyetle karışık mutluluk… Beni derinden etkileyen, hayata ve mutluluğa bakış açımı değiştiren yüzlerdi hepsi; para yok, rekabet yok, hırs yok, belki bu kadarına zaten gerek de yok!

Bir de Tibetli keşişler var sizinle tanıştırmak istediğim. Genelde inzivaya çekilmiş keşişlerden bahsedilmesine alışkınız, bu yüzden modern zaman keşişlerini görünce hayli şaşırmıştım. Modern zaman keşişleri olduklarını da mı nereden çıkardım? Ellerindeki son model telefon ve tabletlerden tabii ki.. Teknoloji bağımlılığının ”zirve yaptığı an” dı tam anlamıyla:

Barış Tapınağı Pagoda

Pokhara’da ziyaret edilebilecek yerlerden bir tanesi de Japon keşişler tarafından yapılmış Barış Tapınağı Pagoda. Dünya’daki 80, Nepal’deki 2 Barış Tapınağı’ndan biri burası. Yaklaşık 1000 metre yükseklikte olduğu için, yolun büyük bölümü otobüsle ya da bisikletle gidiliyor. Ama son 15 dakikalık yol merdivenlerden oluşuyor, bu yüzden yine kısa da olsa soluk soluğa bir tırmanışa hazır olmak gerek.

 

Peki nefes nefese kalmaya değer mi? Açıkçası ben tapınaktan çok etkilenmemiştim ama tapınağa çıkarken ayaklarımın altına serilen Pokhara manzarası ”gerekirse, bir bu kadar daha tırmanırım” dedirtmişti bana. Söz konusu Pokhara’ya kuş bakışı bakmak olduğu için başrolde yine Fewa Gölü ve Himalayalar var:

Tapınaktan inerken dinlenmek isteyen, ya da merdivenli yolu çıkamayacağını düşünenler için Himalayalar manzaralı kafeler de var yol üstünde. Şu demir sandalyede Fewa Gölü’ne ve Himalayalar’a karşı içtiğim bir bira tüm yorgunluğumu alıp götürmüştü, dün gibi hatırlıyorum:

Başroldeki Güzellik: Fewa Gölü 

Yazının başından bu yana adını geçirdiğim Fewa Gölü elbette daha ayrıntılı bir anlatımı hak ediyor. Burası Nepal’in en büyük 2. gölü. Konumu nedeniyle pek çok göle göre 10-0 önde bence. Himalayalar’ın barındırdığı Annapurna, Machhapuchare ve Dhaulagiri dağlarının eteklerinde. Girişte de bahsettiğim gibi eğer hava açıksa, göl kıyısına gittiğinizde 1 değil 2 Himalayalar görüyorsunuz.

Gölün devamlı misafirleri Pokhara’nın sembolü haline gelmiş tahta sallar. Bu sallarla gölde gezinti yapabiliyorsunuz. Güneş ilk doğduğunda, sabah saatlerinde sarı-kırmızı-mavi renkleriyle capcanlı bir görüntü veriyorlar. Ama bence en güzeli Güneş Fewa Gölü’nün üzerine batarken ortaya çıkan renkler…

Ekonomik anlamda Dünya’nın en fakir ülkelerinden biri olan Nepal, doğal zenginlik söz konusu olunca liste başında geliyor, rakiplerine açık ara fark atıyor. Yaşadığı tüm kötü deneyimlere, eşitsizliklere, zorluklara rağmen neyse ki Tabiat Ana alabildiğine cömert davranıyor Nepal’e.

Gölün doğu bölümü Lake Side olarak biliniyor , turistler ve yerel halk -özellikle de gençler- daha çok bu bölgede buluşuyor. Kafeler, restoranlar yan yana dizilmiş, hava güzelse bahçeye minderler atılıyor… Bu kısım, gezi sırasında Avrupa’da gibi hissettiğim nadir anlardan biri olmuştu sanırım. Fonda sakin, dingin bir müzik, elimde bir kadeh şarap, önümde göle vuran günbatımı renkleri…

Kafelerin adını teker teker yazmayacağım, giderseniz göl kenarında yürürken hangisi daha güzel görünürse gözünüze, giriverin içeri… Saatler ilerleyip, olay gece eğlencesine dönmeye başladığı anlar için önereceğim bir mekan kesinlikle olacak ama: Busy Bee Kafe! 

 

Dünya üzerinde yepyeni bir şehre ayak basmanın en güzel yanlarından biri de , eve orayı hatırlatan bir şeylerle dönmek… Bu bazen sadece bir magnet oluyor, bazen gittiğim yere özgü bir kıyafet, baharat, içecek…vs… Nepal bu anlamda az bütçeyle çok alışveriş yapabileceğiniz nadir yerlerden. Özellikle dağcıların uğrak noktası olduğu için North Face, Columbia.. gibi outdoor mağazalarının ürünlerini çok uygun fiyata bulabiliyorsunuz. Türkiye’deki en pahalı markaların montunun çok başarılı bir imitasyonunu 15 dolara, orijinalini 40 dolara alabilirsiniz… Bu markaların yanı sıra aklınızda tutmanız gereken bir kelime daha var: YAK! Bu, Tibet Sığırı’na verilen ad. Yak yününden yapılmış şallardan mutlaka alın. Sıcak değil, sıcacık tutuyor. Bilsem bir değil üç tane alırdım… Alışveriş bölümünü bir uyarıyla kapatayım, en sonda yazdığıma bakmayın en önemlisi bu aslında: Pazarlık yapın! Nepal’de mağazadan br şey alırken, bir tura çıkarken, sala binerken…. her yerde, her şeyde pazarlık yapın, fiyatın üçte birine düştüklerini bile görmüşlüğüm var! Nepal’den eli ne kadar dolu döneceğiniz, pazarlık gücünüze bağlı, unutmayın.

Her şeyi anlattım, nerede konakladığımızdan henüz bahsetmedim değil mi? Biz göl kıyısına yakın Hotel CityInn’de kalmıştık. Nepal standartlarına göre iyi bir otel, zaten çok büyük bir lüks arayışınız yoksa, önemli olan temizlik ve lokasyonsa tavsiye ederim. Göle daha yakın, hatta göl manzaralı oteller de var , bütçesi biraz daha yüksek olanlar bu seçeneklere de bakabilir.

Yaşamaya doyamadığım Pokhara’yı yazmaya da doyamadım. Yazımı yavaş yavaş bitirirken Pokhara’da geçirdiğim en eğlenceli günün ayrıntılarını diğer bir yazıda yazdığımı hatırlatayım: Holi Fest! Hani şu rengarenk toz boyalara bürünüp, dans ederek baharın gelişini kutladığımız festival. Merak edenleri bu linke alabilirim.

Nepal’i bana bu kadar sevdirirken Pokhara yalnız değildi. Katmandu, Nagarkot ve Chitwan da vardı yanında. Nepal’in bu bölgeleriyle de tanışmak isterseniz, şehir isimlerinin üzerindeki linklere tıklayabilirsiniz.

Nepal ile ilgili günlük hayatta işinizi kolaylaştırabileceğini düşündüğüm detaylar da Nepal’i Anlama Kılavuzu‘nda sizi bekler!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s