NEPAL’DE SAFARİ İÇİN: CHITWAN

”Matruşka gibi bir ülke burası. Her seferinde içinden başka bir Nepal çıkıyor. Katmandu’nun hareketliliği ve mistik havasından, Pokhara’nın dingin güzelliğinden sonra Chitwan bambaşka bir çehreyle karşılıyor bizi: Bir yanda UNESCO korumasına alınmış bir doğal güzellik, diğer yanda yaşayabilmek için korumaya ve desteğe ihtiyaç duyan bir halk. ”

Chitwan: Ormanın Kalbi

Chitwan yaklaşık 600 bin nüfuslu bir bölge. Pokhara’dan sonra 146 km’lik, yaklaşık 6 saatlik bir yolculuk sonrası ulaştık. İsmi ‘Heart Of Jungle” yani ”Ormanın Kalbi” anlamına geliyor ve Chitwan adının hakkını vermek istercesine, Nepal’in pek çok yerinde karşılaşamayacağınız bitki ve hayvan çeşitliliğine kollarını açmış, onlara sahip çıkmaya çalışıyor. Doğa, 2005’teki iç savaşta Maocuların istilası, bundan 10 yıl sonra da deprem nedeniyle aldığı hasarı çabuk telafi etmiş, son 2 yıldır Milli Park’taki hayvanların, özellikle de gergedanların sayısında artış gözleniyor. Safari denince insanın aklına ilk Nepal gelmiyor belki ama, Chitwan barındırdığı vahşi yaşamla bu algıyı tek başına kıracak güçte. Sokakta yürürken gergedanla karşılaşma, nehirde kano ile gezi yaparken timsahlara günaydın deme ihtimaliniz var örneğin.

Chitwan Tehlikeli Mi?

Vahşi hayvanların bu kadar yakınında olmak demek, aynı zamanda biraz korumaya ihtiyaç duymak demek. Chitwan’da bu sistem çok iyi oturtulmuş. Konaklama için yapılan tesisler tehlike barındırmayan yerlere kurulmuş. Kaldığımız Hotel Seven Star Chitwan Milli Parkı’na yalnızca 500 metre uzaklıktaydı.

Rehberimiz ve aynı zamanda Patika Travel‘ın kurucusu olan Sinan Can Erdal ‘ın Nepal’e 8. gelişi olduğundan tüm detaylara hakimdi. Dolayısıyla vahşi yaşama bu kadar yakın olduğumuz bir yerde kendimizi kısıtlamadan ama tehlikeye de sokmadan 2 gün geçirebilmiştik. Nepal Rehberi yazımda da bahsettiğim gibi buralara bireysel olarak da gelebilirsiniz ama yanınızda bu ülkeyi tanıyan birinin olması hiç beklemediğiniz yerlerde imdadınıza yetişiyor. Bazen güvenliğinizi sağlıyor, bazen gereksiz detaylarla zaman kaybetmenizi engelliyor, çoğu zaman bu kadar farklı ve yer yer zor bir coğrafyanın omuzlarınıza bindirdiği yükü hafifletip, yaşadıklarınızın tadını daha iyi çıkarmanızı sağlıyor.

Bi Timsah Gördüm Sanki!

Safari sabahında oteldeki kahvaltıdan sonra bir otobüs Chitwan Milli Parkı’na bıraktı bizi. 3 bin 200 kilometrekarelik hacmiyle Milli Park’ın başrollerinden birini kapan Rapti Nehri bizi bekliyordu. 8’erli gruplar halinde tahta kanolara bindik, sonrasında kendimizi değneğiyle bize nehirde yol açan rehberimize bıraktık, o da gezinin ilk dakikalarında sözü doğaya bıraktı.

Net bir sükunet hatırlıyorum, arada sırada yapraklardan gelen sesler, bir de üzerinde salınarak ilerlediğimiz suyun değnekle buluştuğu anlarda çıkardığı sesler vardı. Gözlerimi kapattım, Orhan Veli’yi andım içimden, dedim ki görseydi bir şiir de burası için yazardı: ”Chitwan’ı dinliyorum, gözlerim kapalı” …

Bir anda rehberimizin sesiyle uyandım, hiç konuşmadığı ilk 10 dakikanın tüm coşkusunu biriktirmiş de, birden ağzından çıkarıvermiş gibiydi. Açtım gözlerimi, önce yuvasını gördük timsahın, sonrasında ta kendisini:

Bu duyguyu seviyorum; filmlerin, kitapların, belgesellerin ya da büyüklerimizin anlattığı hikayelerin hayatımıza ”hayali olarak” dahil ettiklerinin kendisiyle birebir tanışmayı. Bu koca ağızlı yeşil timsahlar hiç de saldırgan değildi, mışıl mışıl uyuyorlardı, biz de onları uyandırmamak için sessiz sedasız ilerledik kanolarımızda. Güney Afrika’daki safaride tanıştığım bir gerçekle karşılaşmış oldum yeniden: Doğada her şeyin bir dengesi var, vahşi olarak bildiğimiz bu hayvanların bile! Dışarıdan bir uyaran, rahatsız eden olmadan size saldırma ihtimalleri hiç yok demeyeyim, ama az, çok az.

Akşam Bir Başka Güzel!

Hem de nasıl bir güzellik… Rapti Nehri’nde sabah geziye çıkmak için bindiğimiz salların üzerine günbatımı renkleri vurduğunda, tahtadan yapılmış sallar değil, elle çizilmiş bir tablonun parçaları gibi görünüyorlar.

Chitwan’da günbatımı saatlerini sakın ola kaçırmayın derim, nehir etrafında taburelerini, sandalyelerini dışarı atmış pek çok kafe var. Kurulun o tahta sandalyelerden birine, benim gibi. Eve döndüğünüzde dönüp dönüp bakacağınız, çok güzel bir Chitwan fotoğrafınız olsun diye, günbatımı tüm renkleri ve gücüyle arkanızda(!), size destek olacak: 

Fil Safarisi Asla Yapmayın, Asla!

Başlığı fil safarisi için attım ama ondan bahsetmeden önce ormanda safariden kısaca söz edeyim. Chitwan Milli Parkı’nda bir yürüyüşe çıkıyorsunuz, şanslıysanız gergedanlarla tanışacaksanız, az şanslıysanız da bugüne kadar hiç görmediğiniz bitki ve kuş türleriyle.

Bu orman safarisi çok güzel, buraya kadar her şey güzel. Ama mesele fil safarisi olunca, sizi uyarmak, bağıra çağıra uyarmak, büyük puntolarla uyarmak, koyu renklerle uyarmak boynumun borcu: FİL SAFARİSİ YAPMAYIN ÇÜNKÜ FİLLERE EZİYET EDİYORLAR!

Filleri zaten Chitwan’ın içinde evlerin, insanların arasında sık sık görüyorsunuz. İstanbul’da motorlu araç görme sıklığınız ne ise, Chitwan’da filleri görme ihtimaliniz de o kadar. Maalesef, sadece taşıma, ulaşma ve ulaştırma için kullanılmıyor filler, aynı zamanda turistik bir gelir kapısı. Fil banyosu ve fil safarisi turları var özel olarak, ama bunlar fillere eziyet demek. Şöyle düşünün: Fili bir nehre sokuyorlar, ”hadi” diyorlar ”yıkan!”. Üzerine bindiriyorlar bir turisti, hortumuyla oynamalar, file su atmalar, fotoğraf için poz vermeler, hatta su geçirmez cihazları varsa selfie yapmalar… Gittiğimiz coğrafyanın bir gerçeği olarak bazı farklılıkları bazen normal karşılıyoruz, tuhaf gelmiyor o yüzden, ”Buranın da gerçeği bu, bunu bir tek burada yaşayabilirim” diyoruz. Sormamız gereken tek bir soru var: ”Karşımdaki de bir canlı, canı yanıyor mudur?”

Her ne kadar çok güçlü ve taşıma işleri için kullanılıyor olsa da, onların da bir canı var ve gücünün de bir sınırı, ve de her şeyden önemlisi yaşama hakkı. İstese de istemese de, suya götürülüyor, turistin biri iniyor, biri biniyor. Kimi hortumunu çekiştiriyor, kimi fotoğrafta güzel çıksın diye kulağından asılıp kadrajda en sevimli(!) çıkacak haline sokmaya çalışıyor. Ya da zaten bu turları organize edenler ve filin sahipleri (!!) turistler memnun kalsın diye tüm bunları ellerindeki demir çubuklarla fillere vurarak yapıyorlar. Aynısı ormandaki fil safarisi için de geçerli. Filin üzerine 4 kişi birden biniyor, 30 dakika durmak yok, mola vermek yok, yorulmak yok! Durursa yiyor kafasına demir çubuğu! İşte bu yüzden lütfen, lütfen ama lütfen sadece Nepal’de değil , her nerede karşınıza çıkarsa çıksın, bu aktivitelerden uzak durun. Karşınızdakine zarar verdiğiniz şey ”aktivite” değil, olsa olsa ”eziyet” tir!’ Hayvanları vahşi doğada, doğal yaşam alanlarında uzaktan sevmek en güzeli.

Yazımın bu bölümünü özel bir teşekkürle bitirmek isterim. Teşekkürüm Patika Travel’a! Her ne kadar fil banyosuna ve fil safarisine büyük rağbet olsa da, potansiyel Nepal müşterilerinin bir kısmı başka yerlerden görüp özel olarak bu turları sorsa, olmayınca vazgeçse de, onlar maddi kayıp riskini göze alıp, bu turları kendi gezilerine dahil etmemeyi seçtiler. Kısacası vicdanla cüzdan arasındaki seçimlerini 1. sinden yana yaptılar.

Chitwan Halkı’na Gözlerinizi Kapamayın!

”Gezginlik” gittiğim coğrafyaların yerlilerinin yanında fotoğraf çektirip, giydikleri kıyafet ve  aksesuarlar sebebiyle bol renkli ve bize göre farklı halleri üzerinden bolca ”beğeni” almak değil benim için. Benim için aslolan seyahat ettiğim coğrafyalardaki halkın yaşamını gözlemlemek, zor koşullarda yaşıyorlarsa yapabileceğim bir şey var mı diye bakmak. Nepal Dünya’nın en yoksul ülkelerinden biri ve 2015’teki deprem ve muson yağmurları nedeniyle hala sık sık yaşadıkları sel felaketleri, zaten yoksul olan halkın yaşamını daha da güçleştiriyor.

Chitwan’daki gezimiz sırasında kerpiç evlerde yaşayan halkın zor koşullarını birebir görmüştük. Pek çoğunun suya erişimi kısıtlı, deprem nedeniyle evleri hasar görmüş, geçimlerini Milli Park’ın sunduğu istihdamla ya da hayvancılıkla sağlamaya çalışıyorlar.

Yazının giriş bölümünde ”yaşamak için korumaya ve desteğe ihtiyaç duyan bir halk” ifadelerini tam da bu yüzden kullanmıştım. Gözle görülen bu somut sıkıntıların yanı sıra, işin bir de psikolojik boyutu var tabii ki. Nepalliler az ile mutlu olmayı bilen insanlar, pek çoğunun yüzünden tebessüm eksik olmuyor, ama yaşadıkları şartlar aslında sadece maddi değil, manevi yardım eli beklediklerinin de göstergesi. Biz gruptaki bir arkadaşımızın önderliğinde Chitwan’da anne-babasını kaybeden çocukların kaldığı bir yetimhanedeki çocuklarla iletişim kurmuş, 20 kişilik bir ekip olarak neler yapabileceğimiz üzerinde kafa yormuştuk. ”Biz ne yaptık” kısmını burada uzun uzun yazmayacağım, önemli olan ”siz ne yapabilirsiniz” le ilgili aklınıza bir fikir düşürmek. Bir gün Nepal’e düşerse yolunuz -ki umarım düşer- etrafınıza bir de bu gözle bakarsanız çok sevinirim.

Nepal’i bana bu kadar sevdirirken Chitwan yalnız değildi. Katmandu, Nagarkot ve Pokhara da vardı yanında. Nepal’in bu bölgeleriyle de tanışmak isterseniz, şehir isimlerinin üzerindeki linklere tıklayabilirsiniz.

Nepal ile ilgili günlük hayatta işinizi kolaylaştırabileceğini düşündüğüm detaylar da Nepal’i Anlama Kılavuzu‘nda sizi bekler!

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s