İYİSİYLE KÖTÜSÜYLE KAZDAĞLARI

”Türkiye’nin en temiz havasına sahip yer… Zeus’un Troya Savaşı’nı izlediği yer… İlk güzellik yarışmasının yapıldığı yer…” Kazdağları ile yıllardır kulağıma çalınan cümlelerdi bunlar… Temizdi, güzeldi, sakindi, tarihiydi… Peki bu cümleler ne kadar doğruydu? Kulaklarımla duyduğumu bir de gözlerimle göreyim istedim. Sadece bir günlüğüne o kadar yolu kat etmek delilik belki ama, hazır seyahat söz konusu olduğunda ben hala deli-kanlıyken Kazdağları’yla tanışmak için yola düştüm.

Karşılaştığım bazı manzaraların güzellik çıtası beklentimden bile yüksekteydi. Ama öyle bir manzara vardı ki, iyiyi ödüllendirmesi, kötüyü cezalandırmasıyla ünlü Tanrıların Tanrısı Zeus görse, öfkesinden mitoloji tarihi değişirdi!! 1,5 yıl önce bu seyahat sitesini açarken kendime bir söz vermiştim: 10 yılık TV muhabirliğinde ne yaptıysam, Gezgin Muhabirella’lıkta da onu yapacaktım: Gördüğümü değiştirmeden anlatacak, beğendiğimi söyleyecek ama beğenmediğime de hiçbir gerekçeyle ”doğa harikası, masal yeri, gizli cennet” diyerek kimseleri kandırmayacaktım. O yüzden biraz sonra okuyacağınız yazı bir Kazdağları güzellemesi değil. Çok beğendiğim, doğasına, insanına hayran kaldığım yerler de oldu… ”Keşke bu gözler bunları görmeseydi” dediğim bir yer de.. Buyrun size iyisiyle kötüsüyle Kazdağları izlenimlerim:

 

Malum söz konusu yeni ya da yapısı farklı bir coğrafya olunca meslek alışkanlığı hemen bir  harita çağırıyorum yardımıma. ”Kazdağları nedir ki? Bir dağın adı mı, yoksa bir bölgenin mi? ” En güzeli bu sorunun yanıtı ile başlamak. Kaz Dağı bölgedeki bir dağın adı aslında, ama ”Kazdağları” diye bilinen yer, bu dağı ve pek çok köyü barındıran bir bölge. Güneyde Dede Dağı, ortada Kaz Dağı, doğuda Eybek Dağı, kuzeydoğuda Gürgen Dağı ve Kocakatran Dağı’ndan oluşuyor. ”Kazdağları” olarak turistik rehberlere, broşürlere ve artık bloglara yazılan yer ise bu dağlar arasındaki bölgenin barındırdığı her şey: Sadece dağlar değil, şelaleler, çaylar, köyler…

Kazdağları’na gidiş: Karadan da mümkün, denizden de, havadan da 

Kazdağları’na İstanbul’dan gidişin benim bildiğim 3 yolu var:

1- Bizim kullandığımız ve bence -denizi de barındırdığı için- en güzel yol: Yenikapı-Bandırma arabalı feribota binip yolun  ilk 3 saatini denizden gitmek. Bileti internetten almıştık. Yolculuk yaklaşık 3 saat sürüyor. Bandırma’dan çıktıktan sonra da 3-3,5 saatlik karayolu sizi bekliyor olacak.

2- Sadece kara yoluyla ulaşmak da mümkün. İstanbul-Kazdağları arası yaklaşık 450 kilometre,  6-7 saat sürüyor. Yeni yapılan Osmangazi Köprüsü’nden geçip Yalova-Bursa, oradan da Balıkesir’i takip edip Kazdağları’na ulaşabilirsiniz.

3- Diğer bir yol da havadan gitmek. Edremit’teki Koca Seyit Havalimanı’na İstanbul’dan direk uçuşlar başladı. Sonrasında gideceğiniz karayolunun süresi Kazdağları’nın hangi bölgesine gideceğinize göre değişir ama ortalama 30-45 km’lik bir yoldan söz ediyoruz. Kazdağları’na gidiş için her şekilde en kısa süren yol bu tabii ki.

Önce Çamlıbel Köyü: 

Kazdağları’nda nasıl bir rota izleyeceğiniz, sürenize ve keyfinize kalmış aslında. Biz geceyi Çanakkale’de geçireceğimiz için, Çanakkale’ye en uzak noktadan başlayıp yavaş yavaş ilerledik. Gezmeye başlamadan önce bir yerde yemek molası verme kararı aldık. Çamlıbel’deki Düşler Vadisi‘ne gittik, iyi ki öyle yapmışız. Çam ağaçlarının altına sandalyeleri, bankları, masaları yerleştirmişler. Gökyüzünü göremediğime hiç bu kadar sevindiğim olmamıştı:) Çam ağaçları o kadar yoğun ve sık ki, gökyüzü zor görünüyor.

Yemekleri ortalama lezzet seviyesinde, ama mekanın atmosferi ortalama huzur seviyesinin çok, çok, çok üstünde. O yüzden en azından bir çay-kahve ya da yorulan şoföre uyku molası için uğrayın derim. Kazdağları’nda kalmayı planlayanlar için buranın aynı zamanda bir otel olduğunu da not düşeyim. Yolu bulmak kolay, Güre sapağından girmeniz gerekiyor. Ayrıntılı yol anlatımını buraya bırakıyorum.

Düşler Vadisi’nden ayrıldıktan sonra Tuncel Kurtiz’in mezarını ziyaret ettik, ardından da köyde hızlı bir tanışma turu attık. Kazdağları’nda ziyaret ettiğim köyleri ”içe kapalı” ve ”dışa açık” diye tanımlamam gerekirse Çamlıbel’i ilk kategoriye koyardım sanırım. Dışarıdan gelen ziyaretçiler için butik oteller, restoranlar vs. var ama sayıları az. Betonlaşmaya teslim olmamış bir köy burası.

Sonra Tahtakuşlar: 

Çamlıbel’den Tahtakuşlar’a ulaşmamız 2 dakikamızı aldı. Burası da Çamlıbel gibi ”içe kapalı” olarak adlandırabileceğim köylerden bir tanesi.

Kendisini dışarıya tanıtmak için attığı en büyük adım, köyün girişindeki Etnografya Müzesi. Tahtakuşlar’a geçmişte göçebe olan Alevi Türkmen aşiretleri yerleşmiş, köydeki bu müze de o yaşantının detaylarını anlatmak için kurulmuş. Türkmen gelinlerin giydiği kıyafetler, şaman kültürüne ait çadırlar, Türkmenleri evlerinde kullandıkları eşyalar vs.. Biraz zaman yolculuğuna çıkmak ve köyden önce köyden yolu geçen kültürleri tanımak isterseniz müzeyi 4 TL’ye gezebilirsiniz.

Üçüncü köy: Adatepe 

Burası 3. ve benim en sevdiğim köy oldu aslında. Kesinlikle ”dışa açık” kategorisinde. Burası doğal sit alanında bulunduğu için iyi korunmuş. Köy dışından ziyaretçilere, yerli-yabancı yeni konuklara kollarını açmış ama orijinalliğini kaybetmemiş. Taş evleri koruma altında, restorasyon çalışmaları özel izin ve gözetim altında yapılıyor. Sokaklarına dalıp, yokuşu da göze alıp tabana kuvvet yürümek en güzeli.

Sokaklardaki insanlar çalıştığımız plazalarda zor bulduğumuz günaydın’ları, iyi akşamlar’ı bol kepçe saçıyor etrafa. Malum güleryüz de en az temiz hava kadar zor bulunuyor artık metropollerimizde!! Bu yüzden bana ”İyi ki gelmişim” dedirten anlardan biri de Hurmalı Kahve’nin önünde oturan teyzeyle selamlaştığım an olmuştu.

İnsanını, esnafını, doğasını… her şeyini beğendim de tek bir şeyden şikayetim var: Bir küçük su 2,5 TL olmaz ki arkadaş!! Buradan yetkililere duyurum olsun: Biz buralara şehirden kaçıp geliyoruz, şehir fiyatlarına rakip olmayın nolur!!:(

Köyde önce dekorasyonuyla dikkatimi çeken, sonra da lezzetleriyle ve hizmetiyle aklımda yer eden butik bir işletme önereyim: Refika Cafe. Adanın en ünlü oteli İda Blue’nun hemen yanı. Taş evlerin dibinde, sıkış tepiş masa düzeninin olmadığı, açık bir avlu. Sakin bir müzik. Rüzgar yardımıyla müziğe eşlik eden kağıt aydınlatmalar.

Fiyatlar İstanbul’da Cihangir-Galata seviyesinde. Bir kadeh şarap 25 TL civarında örneğin. Makarnaları 25-30 TL, et yemekleri 30-35 TL aralığında. Atmosferine de, lezzetlerine de kefilim ben şahsen.

Zeus Altarı 

Adatepe’de zaman ayırıp gittiğim, ”iyi ki gitmişim” dediğim bir yer de Zeus Altarı oldu. Altar sunak anlamına geliyor. Eski Yunan kültüründe Tanrılara adak adamak için Zeus Altar’ına gelinir imiş.. Zeus Altarı’nın demir kapılı girişine kadar arabayla gidebiliyorsunuz ama 790 metrelik kalan yolu ya yürüyeceksiniz ya da ata bineceksiniz. Hava çok sıcak, ya da tam tersi soğuk değilse o yolu yürümenizi öneririm. Kazdağları’nın girişinden itibaren kulağınızdan ayrılmayan cırcır böceği sesleri ve burnunuzdan gitmeyen çam ağaçlarının kokusu yol boyunca sizinle olacak yine…

Yürüyüşün sonunda karşınıza çıkacak manzara da bu. Edremit Körfezi ayaklarınızın altında. Rivayete göre Zeus’un Troya Savaşı’nı izlediği yermiş burası. Mevzubahis ”hakimiyet” olunca neden burayı seçtiğini anlamak zor değil:)

Zeus Altarı’nın yolunda dilek ağaçları var. Tanrılara adak adanan yer olduğu inancı bugüne kadar gelmiş, burada dilenen dileklerin kabul olduğu varsayılıyor hala. O yüzden çaputunu, tokasını hatta elindeki su şişesinin kabını bile bağlayan var bu ağaçlara:

Kazdağları’nın hayalkırıklığı: Mıhlı Çayı 

Yazımın girişinde de yazmıştım, Kazdağları sadece dağ ya da köylerden ibaret değil. Bir de şelale ve çaylar var. Bunlardan biri de Mıhlı Çayı idi. Bölgeyi araştırırken o kadar çok övüldüğünü duydum ve okudum ki, zamanımız az ve yol da zorlu olmasına rağmen listeme aldım Mıhlı Çayı’nı. Edremit’ten Assos’a ilerlerken Küçükkuyu’ya gelmeden önceki yollardan ulaşılıyor buraya. Dediğim gibi yolunu bulmak biraz meşakkatli. İnsanlar çok yardımsever, sormak en güzeli. Mıhlı Çayı’na girişte arabalıysanız 20 TL giriş parası ödüyorsunuz. Bir de ”masa fiyatı 30 TL” yazıyordu, ilk bakışta anlam veremedim ama çayın yanına indiğimde -maalesef- anladım hangi masalardan bahsedildiğini:

Mıhlı Çayı’nın içine ve etrafına sonradan yapılmış tahta masalardan söz ediliyormuş. Güzelim doğa harikası piknik alanı haline getirilmiş. Aşağıdaki videodaki manzara sanırım benim hayalkırıklığımın, Zeus’un da muhtemel öfkesinin nedeninin anlatıyordur. ”Yüzmek yasak” yazan tabelanın demirini itici güç olarak kullanıp çaya atlayanlar mı istersiniz, soğusun diye kavununu çaya atanlar mı, kavunun yanına çöp niyetine karton bardağını fırlatanlar mı, köşedeki tavada balık kızartanlar mı….!!!!

Bir süre kendime gelemediğimi hatırlıyorum, tesisteki çalışanlara sorduk: NEDEN ve hatta NASIL? Meğer bu çayın tarafı özel mülkmüş ve mülk sahibi kayaları kırdırarak(!!!) çaya yol yapmış ve burayı da piknik alanı haline getirmiş… Kuvvetle ihtimal biz yaz ayında ve haftasonu gittiğimiz için olabilecek manzaranın en kötüsüyle karşılaştık, belki diğer mevsim ve de günlerde tablo bu kadar kötü olmuyordur, ama açıkçası gördüklerim bana yetti. Size de göstereyim istedim çünkü burayı bulmak zaman ve enerji istiyor… ”Doğa harikası” bulacağınızı sanıp şaşırmayın….

Benzer bir manzarayla Mıhlı Çayı üzerindeki Başdeğirmen Köprüsü’nde de karşılaştık, buranın yolu çayı bulmaktan çok, çok daha zor. Orada da mangal kokusu ve çaya atlayan çoluk çocuk ve suya atılan kavun karpuz manzaralarını göstermek boynumun borcu:

Yazının bu kısmını daha fazla uzatmayayım, zaten sanırım hislerimi anladınız!!  Kimseye ”buraya gitmeyin” demek haddim değil. Ben iyi-kötü deneyimlerimi paylaşmaya çalıştım,  Mıhlı Çayı ile ilgili son karar sizin…

Anlattığım son manzara Kazdağları’nın çok küçük bir parçası sadece… Kurunun yanında yaşı da yakmayın.. Hiç tanışmadıysanız Kazdağları tüm bu yolları katetmeye değer bence.. Köyleri, köylüleri, yolları, çam ve zeytin ağaçları, cırcır böcekleri… ve hatta biz gezemedik ama Kazdağı Milli Parkı… Hepsi  için bu kadar yolu gitmeye değerdi..En azından bir dahaki sefere daha bilinçli geziyor olacağız..!

** Kazdağları ve diğer seyahatlerimle ilgili daha çok detay görmek isterseniz @elifozgen Instagram hesabıma da bakabilirsiniz.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s