24 SAATLİK BÜYÜKADA GÜNLÜĞÜ

”Tatilde Büyükada’ya mı kaçsak?…” Kimilerine göre bu sorunun yanıtı olumsuza kaçıyor artık bazen…  İtiraf edeyim bu dönemi ben de yaşadım, diğer adalarla kıyasladım, bir süre gelmedim, ara verdim vs… Ama bu önyargımı bu haftasonu yaptığım 24 saatlik geziyle tamamen yıktım. Sorunları var evet, yazının sonunda bahsedeceğim, ama aklımda yer eden, sık sık çevremden de duyduğum ”çok kalabalık artık, yabancı turist istilası var, yürüyecek yer yok…” gibi cümleleri hak edecek kadar da bozulmuş değil ada… Ve anladım ki Büyük olmanın getirdiği sabırla kendinden vazgeçmeye yüz tutan misafirlerini beklemiş uzun zaman… Beni geri kazandı:) Sevme nedenlerimi teker teker yazacağım, bakın bakalım sizi de kazanacak mı?

1- Gitme sebebi biiiiir: Sergüzeşt Otel

Bir otel bir yere gitme sebebi olur mu? Bu kadar özenle, incelikle hazırlanmışsa olur. Benim kendimi müşteri değil, misafir gibi hissettiğim bir yer oldu Sergüzeşt Otel.

Burası geçen Mayıs ayında açılmış, adanın yenisi yani. Bu yaz 2. sezonu. Her şeyden önce temizliğini anlatarak başlayayım… Çarşaflar, yastıklar, banyo, su içtiğiniz bardak… Hepsi siz-biz evimizi kendi misafirlerimize nasıl hazırlıyorsak öyle. Tertemiz…

Otel denince benim aklıma gelen 2. önemli detay yeri. Bu anlamda çok avantajlı Sergüzeşt. Tam iskelede, ziyaretçilerin ilk ayak bastığı, bu sebeple ister istemez adanın diğer yerlerine göre daha kalabalık olan çarşıda değil. Ama motorlu taşıtların olmadığı adada yürürken sizi zorlayacak kadar uzak da değil. İskeleden yukarı, daha ”ah yormaya başladı bu yokuş” raddesine gelmenize çook varken karşınıza çıkıyor. İskeleden 5-7 dakika uzaklıkta. (Cumartesi pazarının kurulduğu cadde diye tarif edince herkesi yol gösteriyor)  Detaylı adres için buyrun.   

Başka nesi var bu otelin? Kendine ait bir bahçesi var, saatleeeerce kuş sesleri eşliğinde oturabileceğiniz. Rengarenk çizgili bir hamağı var, yağmur yağmıyorsa üzerine yatıp kitabını okuyabileceğiniz ya da -hadi biraz da günümüzden örnek vereyim- telefonla sosyal medya mesaisi yapabileceğiniz:)

Bir de kendine ait bir kafesi var, adı Sermest Kafe. Ben gittiğimde yağmur yağıyordu, ben göremedim. Ama hava güzel olunca kafenin sandalyelerini dışarıya, çimlerin üzerine çıkarıyorlarmış… Otelin müşterisi değilseniz bile dışarıdan gelip oturabiliyorsunuz. Emine Hanım’ın bence kendi çocuklarına, varsa torunlarına hazırlarmış gibi özenle hazırladığı kahvaltı bile tek başına bu kafeye uğrama sebebi bence. İsteyen bahçede şarabını yudumlar, alkol tercih etmeyen limonatasını… Doğumgünü kutlamaları, evlilik teklifleri, kurumsal toplantı buluşmaları… Nelere nelere evsahibi olmamış ki bu kafe ve bu bahçe…

”İyi hoş bunları yazdın da, fiyatları nasıl Gezgin Muhabirella?” dediğinizi duyar gibiyim: ) Açık büfe kahvaltısı 38 TL örneğin, Türk kahvesi 7 TL, şarap isterseniz kadehi 25 TL’den…

Oda fiyatlarına gelinceee.. Standart oda fiyatı haftaiçi 215 TL’den başlıyor. Haftasonu giderseniz ya da standart değil, teraslı ya da deniz manzaralı oda isterseniz bu fiyatlar 600 TL’ye kadar değişkenlik gösteriyor. Kalabalık giderseniz grup indirimi yapıyorlar.  En güzeli oteli arayıp kendileriyle konuşmak sanırım…

Bence burası ada gezmesi dışında, kafa dinlemek, sakin bir yerlere kaçmak için bile tek adres olabilir. Benim 24 saatten uzun zamanım olsaydı bütün günümü  burada geçirebilirdim… İşte  bu yüzden adaya gitme sebebi olarak yazdım gönül ferahlığıyla…

2- Gitme sebebi ikiiii: Adanın güzel evleri

Önlerinden geçerken pek çoğumuzun ”ah keşke” dediği ada evleri… Bazıları o kadar güzel ki ben önlerinde mıhlanıp kalıyorum. ”Kimindir acaba?” diye düşünüyorum… ”İçerisi tamamen ahşap mı, deniz görüyor mu, bahçesindeki erik ağacının meyveleri akşam yemek sofrasına konuyor mu?”

 

Oooo, yazmakla bitmez bu evlerin kafamda açtırdığı soru – hayal baloncukları. Adaya gelmişken bu evleri görebilmek, bu hayalleri kurabilmek için ara sokaklara dalmalı, belki biraz yokuş tırmanmalı.

Yazının bu bölümünü bu kadarcık bilgiyle bitirmeye içim el vermez. Adanın evleri genel olarak bahsettiğim güzellikte, ama keşfettim ki belli sokak ve caddeler bu konuda diğerlerine fark atıyor. Bunları özel olarak yazacağım, ama her şeyden önce çok iyi tanımayana adayı tanıtabilmek için şuraya bir harita iliştireyim.

Bu harita Sergüzeşt Otel’in sahiplerinin misafirleri için hazırladığı harita. Haritaya baktığınızda tam ters açıya denk düşen 2 yer göreceksiniz: Maden Caddesi ve Nizam Caddesi’nden söz ediyorum. Adanın iskeleden diğer ucuna giden 2 farklı yol var, işte bunlar da bu caddelerden adını alarak Nizam Yolu ve Maden Yolu olarak geçiyor. Peki bunları burada niye anlattım? Çünkü bahsettiğim evlerin pek çoğu Maden Yolu üzerinde. Hatta spesifik sokak-cadde ismi de vereyim: Yılmaztürk Caddesi, Mimozalı Sokak ve Minelibahçe Sokak benim en güzel ada evlerini gördüğüm yerler. Ada çok büyük, zamanınız kısıtlıysa not alın bu cadde-sokak isimlerini, pişman olmayacaksınız:)

3- Gitme sebebi üüüüç: Tepeden muhteşem ada manzarası

Tam olarak nasıl bir manzaradan bahsettiğimi anlamanız için yazının bu bölümüne bir videoyla başlıyorum:

Burası Eskibağ, adanın bir ucu. Gitmesi biraz meşakkatli, ama tam da bu sebeple, ulaşması zor ve en tepe olduğu için manzarası da muhteşem. Üşenmeyip gidenlere sürprizleri de var Eskibağ’ın:

**Mesire Yeri’nde dinlenip, bol bol manzara fotoğrafı çekebilirsiniz.

**Eskibağ’ın plajı var, giriş ücretsiz. Yaz mevsimindeyseniz yüzersiniz.

**Tepede -videolarda da gördüğünüz- bir restoranı var. Manzaraya karşı oturup yemeğinizi yer, içeceğinizi içersiniz. Bence kalabalık akşam yemekleri için iskeledeki balıkçılara sakin bir alternatif de olabilir burası.

 

”Peki Eskibağ bu kadar uzaksa nasıl gideceğim?’‘  Tabii adada motorlu taşıt yasak bu yüzden bunu düşünmeniz normal.

**İlk olarak faytonlara ”Eskibağ’a gideceğim” dediğinizde ada turundan farklı olarak size sadece buraya kadar direk -gezdirmeden- ulaşım sağlıyor, yaklaşık 20 dakika sürüyor. Tek yön 50-70 TL aralığına götürüyorlar, tam olarak hangi fiyat olacağı sizin pazarlık gücünüze kalmış:)

** ”Faytona karşıyım” diyengillerdenseniz, size bisiklet önerebilirim. Adada bisiklet kiralamanın saati 10 TL. Ama uyarıyorum yol faytonla bile 20 dakika civarında, yani kısa sayılabilecek bir yol değil. Ayrıca düz değil, gittikçe dikleşen yokuş bir yoldan söz ediyorum. Bisikleti tercih edecekseniz bunları mutlaka düşünün derim.

** Bir de yaz sezonuna özgü bir ulaşım alternatifi daha var: Plaja gitmek isteyenleri belirli bir ücret karşılığında iskeleden alıp plaja getiren küçük motorlar var, bunlardan faydalanabilirsiniz.

** 4. ve son seçenek: Tabana kuvvet yürümek! Ama bu en iyi düşünülmesi gereken seçenek. Dediğim gibi uzunluğu ve yokuşu unutmayın!!

4- Gitme sebebi döööööört: Yemekleri, kafeleri, pastaneleri…

Bu anlamda da ben gitmeyeli kendini baya geliştirmiş Büyükada. Gelenekseli korumuş, ama yenilere de ”dur, gelme” dememiş.

** Önce gelenekselden başlayayım: Büyükada Pastanesi. İskelede inip çarşının içinden yürürken önünden geçiyorsunuz. Ama tabii adının içinde Büyükada geçen başka pastaneler de açıldığı için ayırt etmek zor olabiliyor, ben yanlış yere girmeyeyim diye birkaç kişiye sordum örneğin. Doğru yeri bumanıza yardımcı olmak için birkaç tüyo vereyim: Adı Büyükada Pasta Börek Fırını diye geçiyor, bunu not edin. İkincisi ”Hüseyin Bey’in pastanesi mi?” diye sorup evet yanıtı alırsanız doğru yerdesiniz demektir:) Bir de yanında Pelikan Balıkçısı olduğunu not edersem sanırım doğru yer bulmanızı garantiye almış olurum. 3,5 TL’ye bir porsiyon börek alıp iskelede çay bahçesine oturup kahvaltı yapmak adada geçirdiğim en güzel anlardan biriydi. En hesaplısından deniz manzaralı kahvaltı, daha ne olsun:)

** Sadece kahvaltı için alternatif değil, öğle ve akşam yemeği için de bir önerim olacak: Büyükada Bistro Candy Garden. Yonca ve Erdinç çifti adı üstünde şeker gibi bir bahçe yaratmış. Otelde edindiğim ”müşteri değil, misafir gibi” izlenimini burası için de söyleyebilirim.

Burası daha içeri girmeden sizi renkli girişi ile büyülüyor. Pastel renk sevdalısı biri olarak benim için daha girişte 10-0 önde başladı burası. Çok emek verilmiş, detaylara çok dikkat edilmiş. Dekorasyondan ayrı kalıp çirkin görünmesin diye kapının yanındaki elektrik kablolarını bile turkuaza boyamışlar:

Pastel renk dekorasyonu,  dev kiraz ağaçlarının altındaki masaları, bir de fonda çalan dingin müziği.. Bunlar artı puan , ama tabii lezzet olmazsa olmaz… Ben Isabella Tavuk ‘larını denedim, kremalı cevizli tavuk sote… Enfesti.. Fiyatı da 24 TL idi.. Kahvaltısı da çok meşhur  benden söylemesi.. Yeri iskeleye çok yakın, maksimum 3 dakika. Adres için bu linkten buyrun.

Yonca ile Erdinç’in bir de tatlıcısı var: Büyükada Şekercisi. Ada yürüyüşü sonrası tatlı-kahve ikilisiyle burada yorgunluk atılabilir. Yürürken ayaküstü yemek isteyene şekerleme & jelibonlar da var… Adada çocukluğumuza dönmek için iyi bahane bence…

Burası Candy Garden’a giden yolda, köşede. Ben muzlu magnolia’dan yedim. Bugüne kadar çok farklı yerlerde yemişimdir bu tatlıdan, beğenmişimdir de… Ama bu kadar lezzetlisini yememiştim hiç. 14 TL’lik fiyata değil, daha fazlasına bile değerdi. Aşağıdaki fotoğrafta sizi gönül tahtıma açık ara ilk sıradan giriş yapan magnolia ile tanıştırayım:

** Bir de yukarıda bahsettiğim Maden Yolu’ndan geçerseniz Bahçede Sinek Kafe ile tanışabilirsiniz. Yılmaztürk Caddesi’nde , 110 numaralı bina. Ayrıntılı yazıyorum çünkü tabelası küçük, fark etmesi azcık zor, ama teğet geçilip gidilmeyecek kadar güzel.

 

5 masalık küçük bir bahçeden söz ediyorum… Gözünüzün önündeki bardan dingin bir müzik yükseliyor, kafenin Bıdık köpeği kimseleri rahatsız etmeden kendine yatacak yer arıyor. Buranın sahibi iki kızkardeş. Kafenin arkasında, ağaçlar arasındaki , uzun camlı , 2 katlı ev de onlarınmış… Evlerinin bahçesini kafe yapmışlar anlayacağınız… Güzel bir hayat, başkalarıyla paylaşmaları daha da güzel… Ama en güzeli en doğalından yaptıkları limonata. Bir tane, bir tane, bir tane daha istiyor insanın canı, öyle leziz. Yalnız bir uyarı: Akşam 18.30 itibariyle kapıyorlar, bilginize… Belki gitmeden bu telefondan arayıp açık olduklarını sormak en iyisi olur.

Adaya gitmek için… 

Büyükada’yı bu kadar anlattım, nasıl gidileceğini de söylemem lazım tabii.

** En gelenekseli ve en güzeli vapurla gitmek. Eminönü, Bostancı ve Kadıköy’den var, buradan  ve buradan      saatlerine bakabilirsiniz.

** Bir de vapur kadar keyifli olmasa da, daha fazla alternatifli motor seçeneği var. Vapur kalkış yerlerine ek olarak Beşiktaş ve Kabataş’tan da gidebiliyorsunuz. Buyrun saatler bu linkte. 

** Haftasonu bir de Bakırköy’den seferler var. Sınırlı saatlerde, ama işinizi kolaylaştırabilir. Buradan bakabilirsiniz saatlerine.

** Bir de Kartal’dan 20 dakikada Büyükada’ya ulaşan motor seçeneği var, buna da buyrun buradan bakın…

Ben adaya ulaşım için en güncel seçenekleri vermeye çalıştım. Ancak bir uyarı notu düşeyim: Ada ulaşım seçenekleri çok hızlı değişebiliyor. Bazen mevsimine göre, bazen sezona göre… Bazen malum iskelelerimizdeki yeni inşaat çalışmaları yüzünden vs.. Gitmeden güncel programa baktığınızdan emin olun mutlaka. 

”Ah keşke… ” dedirtenler: 

Girişte söz vermiştim, adadaki sıkıntılardan da bahsedeceğimden. Ben de ”acaba çok kalabalık mıdır, çok mu yabancı turist var gerçekten, sıkış tepiş mi yürüyeceğim çarşıda?” gibi sorularla gittim. Hiçbiri doğru çıkmadı. Bunda benim yağmurlu bir Cuma akşamı adaya inmiş olmamın da etkisi olabilir tabii.. Ada halkıyla konuştuğum zaman, güneşli haftasonlarında daha kalabalık olduğunu kabul ettiler, ama ”Arap turistlerden yürünmüyor artık.. ” denecek kadar vahim bir durum olmadığını söylediler. Adanın ilk girişi, iskele, çarşı biraz daha kalabalık tabii ama içerilere girdikçe, evleri gezmek için ara sokaklara daldıkça azalıyor kalabalık.

Adayı sadece yazın ziyaret edilebilecek bir yer gibi görmek de çok doğru değil bence. Baharda, hatta kışın kar yağarken de _ulaşımda sıkıntı olmadığı sürece_ çok güzel olur Ada… Kalabalıktan kaçanlara bir alternatif olarak kenarda dursun… Adanın bir de bir türlü çare bulunamayan fayton meselesi var tabii. Ama çözümsüz değil çünkü fayton tek seçenek değil. Saati 10 TL’en bisikletler var, ya da rahat bir çift ayakkabı giyerseniz tabana kuvvet yürümek var, ki bence bu en güzeli.

 

Cuma 19.30 motoruyla başlayıp Cumartesi 19.30 motoruyla sona eren 24 saatlik Büyükada gezimin sonuna geldim… İyi ki bir şans daha vermişim Büyükada’ya, o da bana pek dingin anılar ve şahane fotoğraf kareleri verdi. Büyük’sün Ada!:)

 

 

24 SAATLİK BÜYÜKADA GÜNLÜĞÜ” için bir yanıt

  1. Anladigim kadariyla ramazan ayinda gitmissiniz.Arap turist yogunluguna denk gelmemeniz normal.Buyukadada yasayan biri olarak ada tarihinin en tenha zamanina denk gelmissiniz diyorum.Hem yagmurlu ve soguk bir haziran gunu hem de ramazan:) Bayram kalabaligi istisna bir durum bunu kabul ediyorum ama bayramdan sonra bir c.tesi sizi adaya gezmeye bekleriz hala ayni hislerle bu yaziyi yazmayacaginiza eminim.Sevgiler

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s